<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[iyilikler denize atılmasın.. iyilikler.net'e yazılsın.. - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.iyilikler.net/</link>
		<description><![CDATA[iyilikler denize atılmasın.. iyilikler.net'e yazılsın.. - http://www.iyilikler.net]]></description>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 01:54:55 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Öfkeyi Yenmek]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=191</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 10:08:24 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=191</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #2F4F4F;"><br />
Sehl b. Muaz'dan (r.a), o da babasından: Resulullah (s.a.v) buyurdu ki:<br />
<br />
<img src="http://www.iyilikler.net/images/smilies/angry.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Angry" title="Angry" />"Kim intikam almaya gücü yettiği halde öfkesini yenerse <img src="http://www.iyilikler.net/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /> kıyamet gününde Allah da (c.c.) onu bütün mahşer halkının huzurunda dilediği huriyi alması konusunda serbest bırakır."<br />
<br />
Ebu Hureyre'den (r.a): Resulullah (s.a.v) buyurdu ki ;<br />
<br />
"Her kim intikam almaya gücü  yettiği halde öfkesini yenerse Allah (c.c.) onun kalbini güven ve imanla doldurur."<br />
<br />
İbn Ömer'den (r.a.):Resulullah (s.a.v) buyurdu ki <br />
<br />
"İnsanların arasına karışıp eziyetlerine sabreden müslüman, onların arasına karışmayıp da eziyetlerine sabretmeyen müslümandan daha hayrılıdır."</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #2F4F4F;"><br />
Sehl b. Muaz'dan (r.a), o da babasından: Resulullah (s.a.v) buyurdu ki:<br />
<br />
<img src="http://www.iyilikler.net/images/smilies/angry.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Angry" title="Angry" />"Kim intikam almaya gücü yettiği halde öfkesini yenerse <img src="http://www.iyilikler.net/images/smilies/smile.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Smile" title="Smile" /> kıyamet gününde Allah da (c.c.) onu bütün mahşer halkının huzurunda dilediği huriyi alması konusunda serbest bırakır."<br />
<br />
Ebu Hureyre'den (r.a): Resulullah (s.a.v) buyurdu ki ;<br />
<br />
"Her kim intikam almaya gücü  yettiği halde öfkesini yenerse Allah (c.c.) onun kalbini güven ve imanla doldurur."<br />
<br />
İbn Ömer'den (r.a.):Resulullah (s.a.v) buyurdu ki <br />
<br />
"İnsanların arasına karışıp eziyetlerine sabreden müslüman, onların arasına karışmayıp da eziyetlerine sabretmeyen müslümandan daha hayrılıdır."</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[""Güler Yüzle Karşılamak""]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=190</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 09:53:34 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=190</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #C71585;">Ebu Zer'den (r.a): Resulullah (s.a.v) buyurdu ki ;<br />
<br />
"Kardeşini güler yüzle karşılamak dahi olsa iyilikten hiç bir şeyi küçük görme!"<br />
<br />
Hasan'dan (r.a): Resulullah (s.a.v)buyurdu ki;<br />
<br />
"Güler yüzle insanlara selam vermende sadakadır."<br />
<br />
Bu konuda birçok hadis nakledilmiştir.Bunlardan birinde şöyle buyrulur:"Kardeşinin yüzüne tebessüm etmen bir sadakadır."<br />
<br />
Bir diğer hadiste, şöyle buyurulmuştur:"Su isteyen birine su kabından su boşaltmak ve güler yüzle kardeşinle konuşmak da olsa hiçbir hayrı küçük görme."<br />
<br />
Bir diğer hadiste:"Kardeşinin yalnızlığını ve soğukluğunu gidermen de olsa,hiç bir hayrı küçük görme." buyurulmuştur.</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #C71585;">Ebu Zer'den (r.a): Resulullah (s.a.v) buyurdu ki ;<br />
<br />
"Kardeşini güler yüzle karşılamak dahi olsa iyilikten hiç bir şeyi küçük görme!"<br />
<br />
Hasan'dan (r.a): Resulullah (s.a.v)buyurdu ki;<br />
<br />
"Güler yüzle insanlara selam vermende sadakadır."<br />
<br />
Bu konuda birçok hadis nakledilmiştir.Bunlardan birinde şöyle buyrulur:"Kardeşinin yüzüne tebessüm etmen bir sadakadır."<br />
<br />
Bir diğer hadiste, şöyle buyurulmuştur:"Su isteyen birine su kabından su boşaltmak ve güler yüzle kardeşinle konuşmak da olsa hiçbir hayrı küçük görme."<br />
<br />
Bir diğer hadiste:"Kardeşinin yalnızlığını ve soğukluğunu gidermen de olsa,hiç bir hayrı küçük görme." buyurulmuştur.</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[""İyiliğe Sebep Olan Onun Faziletine Ortaktır""]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=189</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 09:38:32 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=189</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #006400;">Ebu Mesud-i Ensari'den (r.a) Resulullah (s.a.v) buyurdu ki;<br />
<br />
"Kim bir hayra çağırırsa ona o hayrı işleyenlerin sevabı kadar sevap vardır."<br />
<br />
Ebu Hureyre'den (r.a) Resulullah (s.a.v) buyurdu ki;<br />
<br />
"Kim hidayete (doğru yola ve işe)davet ederse kendisine , onu işleyenlerin sevaplarının bir misli verilir; yapanların sevabından da hiç bir şey eksiltmez.<br />
Kim de batıl yola ve harama davet ederse işleyenlerin günahları eksilmemek üzere, ona uyan herkesin günahı kadar kendisine günah yazılır."</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #006400;">Ebu Mesud-i Ensari'den (r.a) Resulullah (s.a.v) buyurdu ki;<br />
<br />
"Kim bir hayra çağırırsa ona o hayrı işleyenlerin sevabı kadar sevap vardır."<br />
<br />
Ebu Hureyre'den (r.a) Resulullah (s.a.v) buyurdu ki;<br />
<br />
"Kim hidayete (doğru yola ve işe)davet ederse kendisine , onu işleyenlerin sevaplarının bir misli verilir; yapanların sevabından da hiç bir şey eksiltmez.<br />
Kim de batıl yola ve harama davet ederse işleyenlerin günahları eksilmemek üzere, ona uyan herkesin günahı kadar kendisine günah yazılır."</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[""İyilik Sahipleri Seçilmiş Kimselerdir""]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=188</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 09:28:42 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=188</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #4B0082;">İbn Abbas'tan (r.a): Resulullah (s.a.v) buyurdu ki;<br />
<br />
"Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır: Ben Allah'ım, Hayır ve şerri takdir eden benim.Hayrın anahtarlarını ellerine verip kendilerini hayra vesile yaptığım kimselere ne mutlu! Yazıklar olsun kötülüğün anahtarlarını ellerine verip ona sebep yaptığım kimselere.!"<br />
<br />
Sehl b. Sa'd b. Saidi'den (r.a): Resulullah (s.a.v) buyurdu ki;<br />
<br />
"Muhakkak ki bu hayır işler hazinedirler. Bu hazinelerin anahtarları vardır.Ne mutlu o kula ki Allah (c.c.) onu hayır için bir anahtar;kötülük için bir kilit yapmıştır (o hayrın yolunu açar,kötülüğe engel olur).Yazıklar olsun o kula ki Allah onu,kötülüğün yolunu açıcı,hayrı engelleyici yapmıştır.!"<br />
<br />
Übey b. Ka'b'dan (r.a) Resulullah (s.a.v) bana uğradı,yanımda bir adam vardı.Resulullah (s.a.v), "Kim bu seninle beraber olan adam ya Übey?" diye sordu.Bende, "Alacağım var,onun için onu bırakmıyorum" dedim.Resulullah (s.av) "Ona iyi muamele yap ey Übey" buyurdu.Sonra Resulullah (s.a.v) bir işi için gitti.Geri döndüğünde adam yanımda yoktu.Bana;<br />
<br />
"Borçlu kardeşin sana ne yaptı?" diye sordu.Ben de, "Yapabileceği bir şey bırakmadım;malımın üç te birini Allah için,üçte birini Resulullah için,geri kalanınıda Rabbime ibadet edebilmem konusunda bana yardımcı olabilmesi için kendime bıraktım" dedim.Bunun üzerine Resulullah (s.a.v) üç defa,<br />
<br />
"Allah sana rahmet eylesin,bununla emrolunduk ya Übey" buyurdu ve şöyle devam etti:<br />
<br />
"Ey Übey, Allah kullarından bazılarını iyilik sebebi yaptı.Onlara iyiliği ve iyilik yapmayı sevdirdi.İyilik isteyenlerin onlar gelmesini ve onlarında vermelerini kendilerine kolaylaştırdı.İşte onlar suya ihtiyacı olan kıraç araziye Allah'ın gönderdiği yağmur gibidirler.Onunla hem arazi hem de arazi sahipleri ihya olurlar."<br />
<br />
Alllah kullarından bazılarını iyiliğe düşman kıldı.Onlara iyiliği ve iyilik işlemeyi sevdirmedi.İyiliğe ihtiyacı olanlar onlara gelmediği gibi onlar da o ihtiyaç sahiplerine iyilik yapmadılar.İşte onlar,suya ihtiyacı olan kıraç araziye Allah'ın yağdırmadığı yağmur gibidirler.Yağmur yağmadığından dolayı arazi helak olduğu gibi sahipleri de helak olurlar.</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #4B0082;">İbn Abbas'tan (r.a): Resulullah (s.a.v) buyurdu ki;<br />
<br />
"Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır: Ben Allah'ım, Hayır ve şerri takdir eden benim.Hayrın anahtarlarını ellerine verip kendilerini hayra vesile yaptığım kimselere ne mutlu! Yazıklar olsun kötülüğün anahtarlarını ellerine verip ona sebep yaptığım kimselere.!"<br />
<br />
Sehl b. Sa'd b. Saidi'den (r.a): Resulullah (s.a.v) buyurdu ki;<br />
<br />
"Muhakkak ki bu hayır işler hazinedirler. Bu hazinelerin anahtarları vardır.Ne mutlu o kula ki Allah (c.c.) onu hayır için bir anahtar;kötülük için bir kilit yapmıştır (o hayrın yolunu açar,kötülüğe engel olur).Yazıklar olsun o kula ki Allah onu,kötülüğün yolunu açıcı,hayrı engelleyici yapmıştır.!"<br />
<br />
Übey b. Ka'b'dan (r.a) Resulullah (s.a.v) bana uğradı,yanımda bir adam vardı.Resulullah (s.a.v), "Kim bu seninle beraber olan adam ya Übey?" diye sordu.Bende, "Alacağım var,onun için onu bırakmıyorum" dedim.Resulullah (s.av) "Ona iyi muamele yap ey Übey" buyurdu.Sonra Resulullah (s.a.v) bir işi için gitti.Geri döndüğünde adam yanımda yoktu.Bana;<br />
<br />
"Borçlu kardeşin sana ne yaptı?" diye sordu.Ben de, "Yapabileceği bir şey bırakmadım;malımın üç te birini Allah için,üçte birini Resulullah için,geri kalanınıda Rabbime ibadet edebilmem konusunda bana yardımcı olabilmesi için kendime bıraktım" dedim.Bunun üzerine Resulullah (s.a.v) üç defa,<br />
<br />
"Allah sana rahmet eylesin,bununla emrolunduk ya Übey" buyurdu ve şöyle devam etti:<br />
<br />
"Ey Übey, Allah kullarından bazılarını iyilik sebebi yaptı.Onlara iyiliği ve iyilik yapmayı sevdirdi.İyilik isteyenlerin onlar gelmesini ve onlarında vermelerini kendilerine kolaylaştırdı.İşte onlar suya ihtiyacı olan kıraç araziye Allah'ın gönderdiği yağmur gibidirler.Onunla hem arazi hem de arazi sahipleri ihya olurlar."<br />
<br />
Alllah kullarından bazılarını iyiliğe düşman kıldı.Onlara iyiliği ve iyilik işlemeyi sevdirmedi.İyiliğe ihtiyacı olanlar onlara gelmediği gibi onlar da o ihtiyaç sahiplerine iyilik yapmadılar.İşte onlar,suya ihtiyacı olan kıraç araziye Allah'ın yağdırmadığı yağmur gibidirler.Yağmur yağmadığından dolayı arazi helak olduğu gibi sahipleri de helak olurlar.</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["İyilik Yolları Çoktur..."]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=187</link>
			<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 14:57:46 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=187</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;">Huzeyfe'den (r.a):Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki; "Her iyilik bir çeşit sadakadır."<br />
<br />
İbn Abbas'tan (r.a): Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki:<br />
<br />
"Her türlü iyilik sadakadır.Bir hayra çağıran kimse onu işleyen gibidir.Allah hayrete düşmüş,sıkışmış, vaziyettekilere yardım edilmesini sever."<br />
<br />
Cabir'den (r.a): Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki:<br />
"Her iyilik sadakadır.Kişinin kendisi ve aile fertleri için yapmış olduğu harcamalar kendisi için sadakadır.Kendisinin,kendi ırzını korumak için yapmış olduğu harcamalar da sadakadır.Günah ve gereksiz inşaat için harcananlar hariç müminin yapmış olduğu her türlü infakın yerini doldurmak Allah'a aittir ve Allah'ın garantisindedir."<br />
<br />
Ebu Hureyre'den (r.a): Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki:<br />
"Güneşin doğduğu her günde insanların azalarının her biri için (şükür olarak) sadaka vermesi gerekir.iki kimse arasında adalet etmek sadakadır.Hayvanına binen birine yardım edip bindirmek ve yükünü hayvanına yüklemek veya eşyaları kendisine ulaştırmak sadakadır.Güzel bir söz sadakadır.Namaza gitmek için attığın her adımda san bir sadaka vardır.Yoldan eziyet verici şeyleri uzaklaştırman da sadakadır."<br />
<br />
Ebu Musa-i Eş'ari'den (r.a): Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki:<br />
"Her müslümanın sadaka vermesi gerekir."<br />
 Denildi ki:<br />
"Sadaka verecek şeyi bulamazsa ne yapar?"<br />
Buyurdu ki:<br />
"Eliyle bazı işler yapar,hem kendisi faydalanır hemde sadaka verir."<br />
Denildi ki:<br />
"Eğer çalışmaya gücü yetmezse ne yapar?"<br />
Buyurdu ki:<br />
"Sıkıntıya düşmüş ihtiyaç sahibine yardımcı olur."<br />
Denildi ki:<br />
"Eğer bunada gücü yetmezse ne yapar?<br />
Buyurdu ki:<br />
"iyiliği ve hayrı emreder.Eğer bunu da yapamazsa, kimseye kötülük yapmasın,bu da bir sadakadır."<br />
<br />
Ebu Zer'den (r.a): Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki:<br />
"Güneşin doğduğu her günde (hayatına şükür olarak) her insanın sadaka vermesi gerekir."Bir sahabi,<br />
"Hani varmı ki neyi sadaka verelim ya Rasulallah?" diye sordu;<br />
Rasulullah (s.a.v) cevaben şöyle buyurdu:<br />
<br />
"Hayır kapıları çoktur.Her tesbih(subhanallah),tahmid (elhamdülillah)tekbir (allahuekber),tehlil (la ilahe illallah zikirleri), iyiliği emretmek,kötülükten sakındırmak,yoldan eziyet verici şeyleri atmak,kulağı sağır olana duyurmak,gözü görmeyen kimsenin elinden tutarak onu gideceği yere ulaştırmak,yolunu kaybetmiş olana yolunu göstermek,sıkışmış durumda olana ve yardım isteyennin işine yardımcı olmak,zayıf kimsenin yükünü taşımak,işte bunların hepsi senin için birer sadakadır."<br />
<br />
Ebu Zer Cündüb b. Cünade'den (r.a): Hz.Peygamber'e (s.a.v) "Amellerin en faziletlisi hangisidir ya Rasulallah? diye sordum."Peygamber Efendimiz (s.a.v)<br />
<br />
"Allah'a iman ve onun yolunda cihat etmektir" buyurdu. Ben:<br />
<br />
"Hangi kölenin azat edilmesi daha faziletlidir? diye sordum.Peygamber Efendimiz (s.a.v):<br />
<br />
"Sahibinin yanında en kıymetli ve en pahalı olanıdır." buyurdu.Ben<br />
<br />
"Eğer bunları yapamazsam ne yapayım?diye sordum.Rasulullah Efendimiz:<br />
<br />
"Sanakkara veya işinde acemi olana yardım edersin." buyurdu.Ben:<br />
"Bazı amelleri işlemekten zayıf düşersem, ne yapayım ? diye sordum.Peygamber Efendimiz (s.a.v);<br />
"İnsanlara kötülük dokundurmazsın;hiç şüphesiz bu senin için bir sadakadır.buyurdu.<br />
<br />
"Adamın biri yolun ortasında bir ağaç dalına rastladı ve, 'Valahi müslümanlara eziyet etmemesi için bu dalı koparacağım' dedi ve onu yoldan kaldırdı, bundan dolayı cennete konuldu."<br />
<br />
Ebu Hureyre'den (r.a): Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki;<br />
<br />
"Bir adam gördüm, ccennette bir ağaçla dönüp dolaşıyordu.O ağaç yolun ortasında insanlara eziyet veren bir ağaçtı; bu adam onu koparmıştı (bu hayrı sebebiyle cenneti kazandı.)<br />
<br />
Ebu Zer'den (r.a) Rasulullah (s.av) buurdu ki;<br />
<br />
"Kardeşinin yüzüne tebessüm etmen bir sadakadır.İyiliği emredip kötülükten sakındırman bir sadakadır.Yolunu kaybetmiş olana yolunu göstermen bir sadakadır.Görme özürlü biri için yol göstermen bir sadakadır. Yoldan eziyet veren taş,diken ve kemikleri atman senin için bir sadakadır.Kendi kovandan kardeşinin kovasına suyu dökmen sadakadır."<br />
</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;">Huzeyfe'den (r.a):Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki; "Her iyilik bir çeşit sadakadır."<br />
<br />
İbn Abbas'tan (r.a): Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki:<br />
<br />
"Her türlü iyilik sadakadır.Bir hayra çağıran kimse onu işleyen gibidir.Allah hayrete düşmüş,sıkışmış, vaziyettekilere yardım edilmesini sever."<br />
<br />
Cabir'den (r.a): Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki:<br />
"Her iyilik sadakadır.Kişinin kendisi ve aile fertleri için yapmış olduğu harcamalar kendisi için sadakadır.Kendisinin,kendi ırzını korumak için yapmış olduğu harcamalar da sadakadır.Günah ve gereksiz inşaat için harcananlar hariç müminin yapmış olduğu her türlü infakın yerini doldurmak Allah'a aittir ve Allah'ın garantisindedir."<br />
<br />
Ebu Hureyre'den (r.a): Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki:<br />
"Güneşin doğduğu her günde insanların azalarının her biri için (şükür olarak) sadaka vermesi gerekir.iki kimse arasında adalet etmek sadakadır.Hayvanına binen birine yardım edip bindirmek ve yükünü hayvanına yüklemek veya eşyaları kendisine ulaştırmak sadakadır.Güzel bir söz sadakadır.Namaza gitmek için attığın her adımda san bir sadaka vardır.Yoldan eziyet verici şeyleri uzaklaştırman da sadakadır."<br />
<br />
Ebu Musa-i Eş'ari'den (r.a): Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki:<br />
"Her müslümanın sadaka vermesi gerekir."<br />
 Denildi ki:<br />
"Sadaka verecek şeyi bulamazsa ne yapar?"<br />
Buyurdu ki:<br />
"Eliyle bazı işler yapar,hem kendisi faydalanır hemde sadaka verir."<br />
Denildi ki:<br />
"Eğer çalışmaya gücü yetmezse ne yapar?"<br />
Buyurdu ki:<br />
"Sıkıntıya düşmüş ihtiyaç sahibine yardımcı olur."<br />
Denildi ki:<br />
"Eğer bunada gücü yetmezse ne yapar?<br />
Buyurdu ki:<br />
"iyiliği ve hayrı emreder.Eğer bunu da yapamazsa, kimseye kötülük yapmasın,bu da bir sadakadır."<br />
<br />
Ebu Zer'den (r.a): Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki:<br />
"Güneşin doğduğu her günde (hayatına şükür olarak) her insanın sadaka vermesi gerekir."Bir sahabi,<br />
"Hani varmı ki neyi sadaka verelim ya Rasulallah?" diye sordu;<br />
Rasulullah (s.a.v) cevaben şöyle buyurdu:<br />
<br />
"Hayır kapıları çoktur.Her tesbih(subhanallah),tahmid (elhamdülillah)tekbir (allahuekber),tehlil (la ilahe illallah zikirleri), iyiliği emretmek,kötülükten sakındırmak,yoldan eziyet verici şeyleri atmak,kulağı sağır olana duyurmak,gözü görmeyen kimsenin elinden tutarak onu gideceği yere ulaştırmak,yolunu kaybetmiş olana yolunu göstermek,sıkışmış durumda olana ve yardım isteyennin işine yardımcı olmak,zayıf kimsenin yükünü taşımak,işte bunların hepsi senin için birer sadakadır."<br />
<br />
Ebu Zer Cündüb b. Cünade'den (r.a): Hz.Peygamber'e (s.a.v) "Amellerin en faziletlisi hangisidir ya Rasulallah? diye sordum."Peygamber Efendimiz (s.a.v)<br />
<br />
"Allah'a iman ve onun yolunda cihat etmektir" buyurdu. Ben:<br />
<br />
"Hangi kölenin azat edilmesi daha faziletlidir? diye sordum.Peygamber Efendimiz (s.a.v):<br />
<br />
"Sahibinin yanında en kıymetli ve en pahalı olanıdır." buyurdu.Ben<br />
<br />
"Eğer bunları yapamazsam ne yapayım?diye sordum.Rasulullah Efendimiz:<br />
<br />
"Sanakkara veya işinde acemi olana yardım edersin." buyurdu.Ben:<br />
"Bazı amelleri işlemekten zayıf düşersem, ne yapayım ? diye sordum.Peygamber Efendimiz (s.a.v);<br />
"İnsanlara kötülük dokundurmazsın;hiç şüphesiz bu senin için bir sadakadır.buyurdu.<br />
<br />
"Adamın biri yolun ortasında bir ağaç dalına rastladı ve, 'Valahi müslümanlara eziyet etmemesi için bu dalı koparacağım' dedi ve onu yoldan kaldırdı, bundan dolayı cennete konuldu."<br />
<br />
Ebu Hureyre'den (r.a): Rasulullah (s.a.v) buyurdu ki;<br />
<br />
"Bir adam gördüm, ccennette bir ağaçla dönüp dolaşıyordu.O ağaç yolun ortasında insanlara eziyet veren bir ağaçtı; bu adam onu koparmıştı (bu hayrı sebebiyle cenneti kazandı.)<br />
<br />
Ebu Zer'den (r.a) Rasulullah (s.av) buurdu ki;<br />
<br />
"Kardeşinin yüzüne tebessüm etmen bir sadakadır.İyiliği emredip kötülükten sakındırman bir sadakadır.Yolunu kaybetmiş olana yolunu göstermen bir sadakadır.Görme özürlü biri için yol göstermen bir sadakadır. Yoldan eziyet veren taş,diken ve kemikleri atman senin için bir sadakadır.Kendi kovandan kardeşinin kovasına suyu dökmen sadakadır."<br />
</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İyilikler Belayı Defeder...]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=186</link>
			<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 18:39:51 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=186</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><div style="text-align: center;"><span style="color: #000000;">Enes b. Malik'ten(r.a):<br />
<br />
Rasulullah (s.a.v) buyurduki:</span></div></span><br />
<span style="font-style: italic;"><div style="text-align: center;"><span style="color: #FF0000;">"İnsanlara yapılan iyilikler, sahibini kötü durumlardan, afet helaklerden korur.Dünyada iylik sahibi olanlar,Ahirettede iyilik sahibidirler."</span></div></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #000000;">Ümmü Seleme'den (r.a):<br />
Rasulullah (s.a.v) buyurduki:<br />
</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;"><span style="color: #FF0000;"><div style="text-align: center;">"İyilik yapmak sahibini kötülükten korur."</div></span></span><br />
<br />
<span style="text-decoration: underline;"><div style="text-align: center;"><span style="color: #000000;">"Gizli verilen sadaka Rabbin gazabını söndürür.Akraba hukukunu korumak ömrü uzatır..."</span></div></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;"><span style="font-style: italic;"><div style="text-align: center;"><span style="color: #000000;">"Her iyilik sadakadır.Dünyada iyilik ehli olanlar ahirettede iyilik ehlidirler.Cennete ilk önce girecek olanlar, iyilik ehli olanlardır."</span></div></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><div style="text-align: center;"><span style="color: #000000;">Enes b. Malik'ten(r.a):<br />
<br />
Rasulullah (s.a.v) buyurduki:</span></div></span><br />
<span style="font-style: italic;"><div style="text-align: center;"><span style="color: #FF0000;">"İnsanlara yapılan iyilikler, sahibini kötü durumlardan, afet helaklerden korur.Dünyada iylik sahibi olanlar,Ahirettede iyilik sahibidirler."</span></div></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #000000;">Ümmü Seleme'den (r.a):<br />
Rasulullah (s.a.v) buyurduki:<br />
</span></span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;"><span style="color: #FF0000;"><div style="text-align: center;">"İyilik yapmak sahibini kötülükten korur."</div></span></span><br />
<br />
<span style="text-decoration: underline;"><div style="text-align: center;"><span style="color: #000000;">"Gizli verilen sadaka Rabbin gazabını söndürür.Akraba hukukunu korumak ömrü uzatır..."</span></div></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-size: medium;"><span style="font-style: italic;"><div style="text-align: center;"><span style="color: #000000;">"Her iyilik sadakadır.Dünyada iyilik ehli olanlar ahirettede iyilik ehlidirler.Cennete ilk önce girecek olanlar, iyilik ehli olanlardır."</span></div></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[zaman, iyiliği tanır..]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=185</link>
			<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 13:19:14 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=185</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #FF1493;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: large;">Yürü, iyilik et; zaman iyiliği tanır; iyilerin iyiliğini unutmaz o... Herkesin malı kaldı, senin de kalacak; şu halde mal yerine iyiliğin kalması daha iyi...<br />
Hz.Mevlana Celaleddin Rumi (K.S) - Rubâîler</span></span></span></span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;"><span style="color: #FF1493;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: large;">Yürü, iyilik et; zaman iyiliği tanır; iyilerin iyiliğini unutmaz o... Herkesin malı kaldı, senin de kalacak; şu halde mal yerine iyiliğin kalması daha iyi...<br />
Hz.Mevlana Celaleddin Rumi (K.S) - Rubâîler</span></span></span></span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Allahım kötülere yardım et!  Ali Ural]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=184</link>
			<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 00:14:06 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=184</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: large;"><span style="color: #1E90FF;">Ey kötülerden yaka silken iyiler! Kötülere ihtiyacınız var! Ey tablolarını yarım bırakmış ressamlar! Kontrast renklere sarılın! <br />
<br />
- Sarılmak mı! Kötülere mi sarılacağız! <br />
<br />
- Evet kötülere, kötülüğe değil! <br />
<br />
- Peki kötülük nerede, kötüde değil mi? <br />
<br />
- Şer yok. Varlık bütünüyle hayır. <br />
<br />
- Ya pencerenin arkasındaki kem göz, ya gölü mayalayan zehir? <br />
<br />
- Rollerini oynuyorlar. <br />
<br />
- Kötülük oyunu mu bu! <br />
<br />
- Oyun bitince kostümlerini çıkaracaklar. <br />
<br />
- Neden bitmiyor oyun? <br />
<br />
- Bitecek. Her canla buluşur ölüm. <br />
- Bilginin şerlisi nedir? <br />
<br />
- Uygulanmayan. <br />
<br />
- Malın şerlisi? <br />
<br />
- Günaha sokan. <br />
<br />
- Sultanların şerlisi? <br />
<br />
- Adil olmayan. <br />
<br />
- İnsanların şerlisi? <br />
<br />
- Halkı aldatan. <br />
<br />
- Görüşlerin şerlisi. <br />
<br />
- Hakk'a uymayan. <br />
<br />
Hz. Ali soru ve cevapları aynı anda verdi. Herkes tam not alsın. Zerre miktarı hayır ve zerre miktarı şer hesaba katıldı. Denk alsın ayağını herkes. Hayır kulvarları yarışçıları bekliyor. Kötülükte yardımlaşmak da ne! Cehennem gözetliyor. Ne korkunç bir seyirci! Cennet gülümsüyor şeref tribününde. Ne güzel bir bekleyiş! Bazen bir sorudur taş, ayağa takılan. Bazen bir ip, yarışın sonunda değen göğse. Bazen bir günah, kulaç atan tövbeye. Bazen bir iyilik, yüzecekken dibi boylayan. Senin kayığın da su alıyor, maşrapanı elinden bırakma! Bir deniz altındaysa bir deniz içinde teknenin. Senin terazin de yalpalıyor. Bir dağ bir kefedeyse öbür dağ diğer kefede. Hem başparmağını çek dilinden kantarın. O ne söyleyeceğini bilir. Hangi kefeyi işaret edeceğini. Sen kötüleri parmakla gösteriyorsun demek, seni de gösteriyorlar. Bırak bedduayı, Gülistan'ın dervişi gibi dua et onlara: "Tanrım kötülere yardım et! İyilere zaten yardım etmişsin; iyi yaratmışsın onları." a.ural@zaman.com.tr</span></span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: large;"><span style="color: #1E90FF;">Ey kötülerden yaka silken iyiler! Kötülere ihtiyacınız var! Ey tablolarını yarım bırakmış ressamlar! Kontrast renklere sarılın! <br />
<br />
- Sarılmak mı! Kötülere mi sarılacağız! <br />
<br />
- Evet kötülere, kötülüğe değil! <br />
<br />
- Peki kötülük nerede, kötüde değil mi? <br />
<br />
- Şer yok. Varlık bütünüyle hayır. <br />
<br />
- Ya pencerenin arkasındaki kem göz, ya gölü mayalayan zehir? <br />
<br />
- Rollerini oynuyorlar. <br />
<br />
- Kötülük oyunu mu bu! <br />
<br />
- Oyun bitince kostümlerini çıkaracaklar. <br />
<br />
- Neden bitmiyor oyun? <br />
<br />
- Bitecek. Her canla buluşur ölüm. <br />
- Bilginin şerlisi nedir? <br />
<br />
- Uygulanmayan. <br />
<br />
- Malın şerlisi? <br />
<br />
- Günaha sokan. <br />
<br />
- Sultanların şerlisi? <br />
<br />
- Adil olmayan. <br />
<br />
- İnsanların şerlisi? <br />
<br />
- Halkı aldatan. <br />
<br />
- Görüşlerin şerlisi. <br />
<br />
- Hakk'a uymayan. <br />
<br />
Hz. Ali soru ve cevapları aynı anda verdi. Herkes tam not alsın. Zerre miktarı hayır ve zerre miktarı şer hesaba katıldı. Denk alsın ayağını herkes. Hayır kulvarları yarışçıları bekliyor. Kötülükte yardımlaşmak da ne! Cehennem gözetliyor. Ne korkunç bir seyirci! Cennet gülümsüyor şeref tribününde. Ne güzel bir bekleyiş! Bazen bir sorudur taş, ayağa takılan. Bazen bir ip, yarışın sonunda değen göğse. Bazen bir günah, kulaç atan tövbeye. Bazen bir iyilik, yüzecekken dibi boylayan. Senin kayığın da su alıyor, maşrapanı elinden bırakma! Bir deniz altındaysa bir deniz içinde teknenin. Senin terazin de yalpalıyor. Bir dağ bir kefedeyse öbür dağ diğer kefede. Hem başparmağını çek dilinden kantarın. O ne söyleyeceğini bilir. Hangi kefeyi işaret edeceğini. Sen kötüleri parmakla gösteriyorsun demek, seni de gösteriyorlar. Bırak bedduayı, Gülistan'ın dervişi gibi dua et onlara: "Tanrım kötülere yardım et! İyilere zaten yardım etmişsin; iyi yaratmışsın onları." a.ural@zaman.com.tr</span></span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocukça..]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=183</link>
			<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 21:48:40 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=183</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.iyilikler.net/images/smilies/heart.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Heart" title="Heart" /><span style="color: #FF1493;">Geçenlerde arkadaşıma giderken markete uğradım.Alışverişimi bitirdim.Çıkarken okumayı yeni söken kızkardeşime hediye etmek üzere oyuncak bir bebek arabası aldım.Kasaya doğru geldiğimde önümde 4 yaşlarında bir kız çocuğuyla 10 yaşında sandığım abisi önümde kasada bekliyordu.Kız çocucğu ısrarla elimdeki oyuncağa bakıyordu.Ödemeyi yaptılar marketten ayrılırken tekrar sepetimdeki oyuncağa baktı öyle gitti.<br />
O an düşündüm görünüşüne göre durumu pek iyi olmadığını anladığım kız çocuğu elimdeki oyuncağı, çeşit çeşit oyuncağı olan kızkardeşimden daha fazla hakediyordu..<br />
Abisinin peşinden koştum,oyuncağı eline tutuşturdum..<br />
Kız çocuğunun gözlerindeki mutluluğu göremedim ama tahmin etmek bile çok güzeldi..<br />
Buradan tüm iyilik sever kardeşlerime tavsiyem hiç tanımadığınız muhtaç bir çocuğu sevindirerek gözlerindeki mutluluğu doyasıya okuyun..<br />
Tarifi mümkün olmayan mutluluğu sizde yakalayın..<img src="http://www.iyilikler.net/images/smilies/heart.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Heart" title="Heart" /></span><span style="font-size: large;"></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.iyilikler.net/images/smilies/heart.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Heart" title="Heart" /><span style="color: #FF1493;">Geçenlerde arkadaşıma giderken markete uğradım.Alışverişimi bitirdim.Çıkarken okumayı yeni söken kızkardeşime hediye etmek üzere oyuncak bir bebek arabası aldım.Kasaya doğru geldiğimde önümde 4 yaşlarında bir kız çocuğuyla 10 yaşında sandığım abisi önümde kasada bekliyordu.Kız çocucğu ısrarla elimdeki oyuncağa bakıyordu.Ödemeyi yaptılar marketten ayrılırken tekrar sepetimdeki oyuncağa baktı öyle gitti.<br />
O an düşündüm görünüşüne göre durumu pek iyi olmadığını anladığım kız çocuğu elimdeki oyuncağı, çeşit çeşit oyuncağı olan kızkardeşimden daha fazla hakediyordu..<br />
Abisinin peşinden koştum,oyuncağı eline tutuşturdum..<br />
Kız çocuğunun gözlerindeki mutluluğu göremedim ama tahmin etmek bile çok güzeldi..<br />
Buradan tüm iyilik sever kardeşlerime tavsiyem hiç tanımadığınız muhtaç bir çocuğu sevindirerek gözlerindeki mutluluğu doyasıya okuyun..<br />
Tarifi mümkün olmayan mutluluğu sizde yakalayın..<img src="http://www.iyilikler.net/images/smilies/heart.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Heart" title="Heart" /></span><span style="font-size: large;"></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Izdırap En Duru İlham Kaynağıdır]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=181</link>
			<pubDate>Sun, 10 Jan 2010 22:39:31 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=181</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: large;"><span style="color: #1E90FF;">Allah'a en hızlı ulaşan dua ve niyazların kaderi de büyük ölçüde iç sızlamalarına ve gözyaşlarına bağlanmıştır; bağlanmıştır zira gönül heyecanlarını gözyaşlarından daha seri, daha duru aksettirecek bir başka şey göstermek mümkün değildir.<br />
<br />
Gönülden hıçkırıkların bayrak çektiği yerlerde, günah orduları tarumar olur gider. Hüşyar gönüller, gelip vicdanlarına çarpan bu tür kabul esintileriyle âdeta berd ü selâm yaşar ve serinlerler<br />
Gelin, bugüne kadar gülüp eğlenmelerimize karşılık biraz da feryad ü figân türküleri söyleyelim.! Nefsanî yaşamaya veda edip biraz olsun dertlenerek hayatın başka renklerini de duymaya çalışalım.! Dert söyleyip dert dinleyelim ve dertlileri dinleyene yakın durma yollarını araştıralım..!<br />
<br />
Ömrümüzün işe yarar günleri büyük ölçüde boşuna gitti. Artık ufukta bu hayat gündüzünün gecesinden emareler var. Bundan böyle bize kalkıp o uzun gece için, sönmeyen bir çerağ tutuşturmak düşüyor. Bundan sonra olsun, kendimize gelmeli, dağınıklıklardan sıyrılmalı, özümüze dönmeli ve ciğerlerimizin hasretini gözyaşlarıyla soluklamalıyız.. ve bilmeliyiz ki, Hak katında toprağın bağrına, gözyaşlarından daha aziz hiçbir şey damlamamıştır. Bugün toprağa dökülen o damlalar, çok yakın bir gelecekte her tarafı İrem bağlarına çevirecektir. Gel, çöllerden daha kuru şu beyâbanda herkese gözyaşlarının sâkisi olalım ve güftesi heyecan, bestesi ağlama en taze meyvelerden çevremize yepyeni ziyafetler tertip edelim</span></span></span></span></span>M F G]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: large;"><span style="color: #1E90FF;">Allah'a en hızlı ulaşan dua ve niyazların kaderi de büyük ölçüde iç sızlamalarına ve gözyaşlarına bağlanmıştır; bağlanmıştır zira gönül heyecanlarını gözyaşlarından daha seri, daha duru aksettirecek bir başka şey göstermek mümkün değildir.<br />
<br />
Gönülden hıçkırıkların bayrak çektiği yerlerde, günah orduları tarumar olur gider. Hüşyar gönüller, gelip vicdanlarına çarpan bu tür kabul esintileriyle âdeta berd ü selâm yaşar ve serinlerler<br />
Gelin, bugüne kadar gülüp eğlenmelerimize karşılık biraz da feryad ü figân türküleri söyleyelim.! Nefsanî yaşamaya veda edip biraz olsun dertlenerek hayatın başka renklerini de duymaya çalışalım.! Dert söyleyip dert dinleyelim ve dertlileri dinleyene yakın durma yollarını araştıralım..!<br />
<br />
Ömrümüzün işe yarar günleri büyük ölçüde boşuna gitti. Artık ufukta bu hayat gündüzünün gecesinden emareler var. Bundan böyle bize kalkıp o uzun gece için, sönmeyen bir çerağ tutuşturmak düşüyor. Bundan sonra olsun, kendimize gelmeli, dağınıklıklardan sıyrılmalı, özümüze dönmeli ve ciğerlerimizin hasretini gözyaşlarıyla soluklamalıyız.. ve bilmeliyiz ki, Hak katında toprağın bağrına, gözyaşlarından daha aziz hiçbir şey damlamamıştır. Bugün toprağa dökülen o damlalar, çok yakın bir gelecekte her tarafı İrem bağlarına çevirecektir. Gel, çöllerden daha kuru şu beyâbanda herkese gözyaşlarının sâkisi olalım ve güftesi heyecan, bestesi ağlama en taze meyvelerden çevremize yepyeni ziyafetler tertip edelim</span></span></span></span></span>M F G]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gelin Bir Kere Daha Kendimiz Olalım]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=180</link>
			<pubDate>Sun, 10 Jan 2010 22:38:21 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=180</guid>
			<description><![CDATA[[/b&#93;<div style="text-align: center;">[&#93;<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #1E90FF;">Gelin, milletçe gönüllerimizi cehaletten, kabalıktan, bağnazlıktan, kinden, nefretten, hasetten arındırarak, dinî desen ve millî renklerimiz çerçevesinde yeniden kendimiz olalım. "Erbaîn"ler çıkarırcasına, gece-gündüz sürekli nefsânî arzularımıza karşı durarak, kalblerimize ve ruhlarımıza rahat bir nefes aldıralım. <br />
<br />
Gelin son bir kez daha, bizi Hak'tan uzaklaştırıp cismâniyetin esiri hâline getiren nefis ve şeytanın bütün karanlık oyunlarına "yeter" diyerek, inancımızın gücüyle, Kudreti Sonsuz'un birer nüve şeklinde mahiyetimize yükleyip genlerimize işlediği "ahsen-i takvîm"e mazhariyetin esasları sayılan iç dinamiklerimize yönelip insânî husûsiyetlerimizin gereklerini yerine getirelim. <br />
<br />
Zaten eğer, içinde bulunduğumuz şu kritik günlerde, bütün bilgi, görgü ve müktesebâtımızı insan, kâinat ve Yaratıcı münasebetlerine bağlayarak gerçek ilim ve mârifete yönelmezsek, ilim adına bir kısım vehimlere kurban gitmemiz, kazanma kuşağında kaybetmemiz ve "Onlara, kendisine âyetlerimizi verip duyurduğumuz densizin kıssasını da anlat; anlat ki o, sahip olduğu bilgisine rağmen, sıyrılıp (tekvînî veya tenzîlî) âyetleri (idrak çerçevesinin) dışına çıktı. Derken şeytan onu kendine uydurup kendine benzetti; o da onun arkasına takıldı ve azgınlardan biri oldu." (A'raf, 6/175) âyetinde anlatılan talihsizin durumuna düşmemiz kaçınılmaz olacaktır. İlimlerin evhama dönüştüğü, hikmetin abeslere inkılâp ederek tam bir tereddüt kaynağı oluşturduğu, bütün varlık ve eşyanın ürperten cenazeler halini alıp içlerimize korkular saldığı bir duruma düşmenin ise, düz cehaletten daha tehlikeli olduğu açıktır. <br />
<br />
İnsanı, haktan, varlığın hakikatından uzaklaştırıp kendi özüne de yabancılaştıran gâyesiz, hedefsiz bilgi ve müktesebâtı, bir meçhul şairimiz şöyle ifade eder: <br />
<br />
"Ümmî kalıp cazibe-i dîne incizâb,<br />
Evlâ değil mi âlim olup çekmeden azâb." <br />
<br />
Öyle ise gelin, bilmeyi bilelim; kendi özümüzü keşfetmeye çalışalım ve vicdanlarımızı mârifetle harekete geçirerek el ele, gönül gönüle hep beraber Hakk'a yürüyelim. Suların döne döne ve değişe değişe ummana yürüdüğü gibi "Biz hepimiz Allah'a aidiz -bu aidiyete ruhlarımız feda olsun- ve mutlaka O'na döneceğiz." (Bakara, 2/156) mülâhazasıyla, varlığımızı değerler üstü değerlere yükseltecek üst üste süreçlerden (vetîre) geçip kendi mahiyetimize münasip bir şekil almaya, ruhumuzun ufkuna ulaşmaya veya özümüzle bütünleşmeye daha ciddî gayretler gösterelim. <br />
<br />
Evet sular, ummandan, mini mini nem parçacıkları halinde ayrılır; enerjilerini kullana kullana, mahiyetlerinin müsaadesi çerçevesinde zıtlıkları aşar, "çiy noktası"na ulaşır.. birbiriyle bütünleşir ve ayrı bir mahiyet alırlar; ardından da bin bir tarraka ve ışık oyunları içinde yeniden baş aşağı toprağın bağrına boşalır; arzın derinliklerinde rezervi azalan veya tamamen biten havuzları doldurur; kuruyup ciğeri yanmış ovanın-obanın imdadına koşar; bağların-bahçelerin yüzünü güldürür ve geçtiği her yerde yolunu gözleyenlere tebessümle mukabelede bulunurlar. Her şeyle ve herkesle sarmaş-dolaş olur, hemen bütün muhtaçları şefkatle kucaklar ve hiçbir ayırım gözetmeden hemen hepsinin hararetini giderirler. Sonra da, yeniden, derin bir birleşme tutkusu ve kendi havuzuna ulaşma sevdasıyla, çaylar-ırmaklar oluşturarak yürürler değişik çağıltı mûsıkileriyle göllere-deryalara.. her zaman bir gözü atmosferin derinliklerinde, diğeri arzın enginliklerinde, bitmeyen bir aşk u şevkle döner dururlar yer-gök arasında.. hem de edip eylediklerini başa kakmadan, kimseyi mahrum bırakmadan, herkesi, her şeyi, her yeri sevindirir ve bütün muhtaçların yüzlerini güldürürler; güldürür, insaf ve insaniyetimize tembihlerde bulunarak, bizi iradelerimizin hakkını vermeye çağırırlar. <br />
<br />
Aslında, canlı-cansız ekosistemin bütün unsurları birbirleriyle el ele, omuz omuza öyle bir birlik içindedir ki, dahası olamaz: Evet, en küçük ve önemsiz görünen yaratıklardan en dev ve cesametli varlıklara kadar her şey ve her nesne, bir vücudun uzuvları gibi belli bir plân çerçevesinde, hep birbirinin imdadına koşmakta, birbirine yardım ellerini uzatmakta hatta çok defa hayatlarını hep başkalarını yaşatmaya bağlı sürdürüp tam bir dayanışma ve yardımlaşma örneği sergilemektedirler: Güneş, o dev cesameti ve o her şeyi kucaklayan sımsıcak atmosferiyle, tıpkı şefkatli bir anne gibi, tesir alanına giren hemen herkesi ve her şeyi sıyânet kanatları altına almakta, hiçbirini mahrum etmeden hemen hepsini görüp gözetmekte ve vâridâtını onların başlarına boşaltarak türlü türlü ışık-renk oyunlarıyla her zaman emre âmâde olduğunu haykırmaktadır. Toprak, su, hava ve bunları teşkil eden daha küçük elementler, apaçık birer hizmetkâr gibi, bizim ve daha başkalarının imdadına koşmakta, yaşamamıza, varlığımızı sürdürmemize kol-kanat germektedirler. Bağlar-bahçeler, bağlarda-bahçelerde meyveler-sebzeler, semavî sofralar şeklinde önümüze konup-kalkmakta ve bize ziyafetlerin en nefislerini sunmaktadırlar; sunmakta ve kâinatta cârî umumî ahenk adına ruhlarımıza teâvün ve tesânüt duyguları fısıldayarak gönüllerimizi yüksek insanî değerlere uyarmaktadırlar. <br />
<br />
Öyleyse gelin, bütün varlık ve eşya, varlık ve eşyanın arkasındaki ruhânîler ve melekler gibi biz de, el ele, gönül gönüle birbirimizi candan kucaklayalım ve iradelerimizin hakkını eda etme azmiyle, içimizdeki kin, nefret, ihtiras, düşmanlık, şehvet.. gibi hayvanî hisleri söküp atarak, ruhânîlerin o tertemiz havasına dem tutmaya çalışalım.. kalbî ve ruhî hayat ufkuna otağlar kurarak hak yakınlığına açık duralım.. ve içlerimize akan arz u semanın güzelliklerinden, lâhut âleminin o el değmemiş güllerinden, çiçeklerinden hazırladığımız buketlerle sevgiye ve güzelliğe aç gönüllere bayram şölenleri yaşatalım.. <br />
<br />
Gelin, cismâniyet ve nefsânîliğin o boğan, bunaltan dar mahbesinden sıyrılarak, biraz da ruhların ferah-feza ikliminde kanat çırpıp pervaz etmeyi deneyelim: Sürekli Allah için işleyip Allah için başlayalım.. Allah için görüşüp Allah için konuşalım.. ve O'nun hoşnutluğuna götürmeyen her davranıştan da uzak durarak, ömürlerimizi bütün bütün O'nu memnun etmeye adayalım: Ellerimizi-ayaklarımızı, gözlerimizi-kulaklarımızı, dillerimizi-dudaklarımızı O'nun istediklerine bağlayarak, her hamle ve her hareketimizde O'nun sadık bendeleri olduğumuzu haykıralım.. ömrümüz oldukça hep hak aşkı, insanlık sevgisiyle oturup kalkalım.. dünyadan göçüp gideceğimiz zaman da birer aşk ve muhabbet şehidi gibi, ruhânîlerin uçuşup durduğu âleme gidiyor olma şuuruyla ayrı bir aşkınlık neş'esi ortaya koyalım... <br />
<br />
Gelin, bütün benliğimizle Hakk'a yönelip Hak'ta buluşalım.. böyle bir nokta itibarıyla unutulacak şeyleri bütünüyle gönüllerimizden çıkarıp atalım ve tutulup korunması gereken değerleri de birer göz nuru gibi canlarımızdan daha aziz bilerek, sînelerimizin nefse ve şeytana kapalı en mahrem yerlerinde sımsıkı korumaya alalım; ulaşmasın, ulaşamasın ona hiçbir hain düşünce ve zalim el, ilişemesin hiçbir menfur emel. <br />
<br />
Gelin, vicdanlarımızın Hakk'a ulaşma heyecanını bir iman derinliği, bir "şeb-i arûs" neşvesi gibi duyup, bu neşveyi sînelerimizin en yüksek tepelerinden bir ezan edasıyla haykırarak, bin bir yabancı gürültüyle sağırlaşmış bütün kulaklara yepyeni bir ezel bestesi duyuralım; duyurup bütün gönülleri coşturalım. Bir yandan çehrelerimizin kirlerini gözyaşlarıyla giderirken, diğer yandan da sînelerimizi en mahrem duyguların heyecanlarıyla coşturabildiğimiz kadar coşturup bütün samimiyetimizle; "Dil bir beyt-i Hudâ ise, temizledik onu mâsivâ kirlerinden; ey can, doğ artık ruhlarımıza ve bize yalnız olmadığımızı duyur; duyur ve gurbetlerin en acısıyla kıvranıp duran gönüllerimizi mârifetinle doyur." diyerek varlığımızı bir kere daha cihanlara haykıralım. <br />
<br />
Gelin ne olur.! Öyle bir canı kucaklayalım ki, kucaklamaya ve beraberliğe değsin ve neticede asla pişmanlık duyulmasın. Bence, fânilik kirlerinden arınmanın ve ömür boyu melekler gibi tertemiz yaşamanın yolu da bu olsa gerek.. gelin hep bu yolda olalım ve yok olup gitmekten kurtulalım. Zaten, yazda doğup kışta ölenlere, baharda hazan endişesiyle tir tir titreyenlere gönül vermeye de değmez ya... <br />
<br />
Gelin, bütün insanlar karşısında, tıpkı meyveli ağaçlar gibi olalım; olalım ve semtimize sokulanları, gölgeden daha başka şeylerle de mükâfatlandırarak, bütün vâridâtımızla onların başlarına boşalıp duralım ve tabiî kendimiz de her zaman toprakla sarmaş-dolaş kalalım... <br />
<br />
Gelin, güç, kuvvet, servet, hakimiyet ve daha değişik imkânlar gibi, bir kısım zahirî fâikiyet unsurlarını, Hakk'a karşı birer medyûniyet, tevazu ve mahviyet vesilesi sayarak, Allah'ın ihsan ettiği bütün bu mazhariyetleri, O'na bağlı görme idrak ve şuuruyla ölçüp, biçip, değerlendirip onları gönüllerimizde iki büklüm olma duygusuna çevirelim; çevirip bütün tavır ve davranışlarımızı Hak karşısında rükû ve secde hâliyle, insanlar karşısında da saygı ve muhabbetle bezeyelim</span>[/i&#93;</div></span>M.F.G]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[/b]<div style="text-align: center;">[]<span style="font-weight: bold;"><span style="color: #1E90FF;">Gelin, milletçe gönüllerimizi cehaletten, kabalıktan, bağnazlıktan, kinden, nefretten, hasetten arındırarak, dinî desen ve millî renklerimiz çerçevesinde yeniden kendimiz olalım. "Erbaîn"ler çıkarırcasına, gece-gündüz sürekli nefsânî arzularımıza karşı durarak, kalblerimize ve ruhlarımıza rahat bir nefes aldıralım. <br />
<br />
Gelin son bir kez daha, bizi Hak'tan uzaklaştırıp cismâniyetin esiri hâline getiren nefis ve şeytanın bütün karanlık oyunlarına "yeter" diyerek, inancımızın gücüyle, Kudreti Sonsuz'un birer nüve şeklinde mahiyetimize yükleyip genlerimize işlediği "ahsen-i takvîm"e mazhariyetin esasları sayılan iç dinamiklerimize yönelip insânî husûsiyetlerimizin gereklerini yerine getirelim. <br />
<br />
Zaten eğer, içinde bulunduğumuz şu kritik günlerde, bütün bilgi, görgü ve müktesebâtımızı insan, kâinat ve Yaratıcı münasebetlerine bağlayarak gerçek ilim ve mârifete yönelmezsek, ilim adına bir kısım vehimlere kurban gitmemiz, kazanma kuşağında kaybetmemiz ve "Onlara, kendisine âyetlerimizi verip duyurduğumuz densizin kıssasını da anlat; anlat ki o, sahip olduğu bilgisine rağmen, sıyrılıp (tekvînî veya tenzîlî) âyetleri (idrak çerçevesinin) dışına çıktı. Derken şeytan onu kendine uydurup kendine benzetti; o da onun arkasına takıldı ve azgınlardan biri oldu." (A'raf, 6/175) âyetinde anlatılan talihsizin durumuna düşmemiz kaçınılmaz olacaktır. İlimlerin evhama dönüştüğü, hikmetin abeslere inkılâp ederek tam bir tereddüt kaynağı oluşturduğu, bütün varlık ve eşyanın ürperten cenazeler halini alıp içlerimize korkular saldığı bir duruma düşmenin ise, düz cehaletten daha tehlikeli olduğu açıktır. <br />
<br />
İnsanı, haktan, varlığın hakikatından uzaklaştırıp kendi özüne de yabancılaştıran gâyesiz, hedefsiz bilgi ve müktesebâtı, bir meçhul şairimiz şöyle ifade eder: <br />
<br />
"Ümmî kalıp cazibe-i dîne incizâb,<br />
Evlâ değil mi âlim olup çekmeden azâb." <br />
<br />
Öyle ise gelin, bilmeyi bilelim; kendi özümüzü keşfetmeye çalışalım ve vicdanlarımızı mârifetle harekete geçirerek el ele, gönül gönüle hep beraber Hakk'a yürüyelim. Suların döne döne ve değişe değişe ummana yürüdüğü gibi "Biz hepimiz Allah'a aidiz -bu aidiyete ruhlarımız feda olsun- ve mutlaka O'na döneceğiz." (Bakara, 2/156) mülâhazasıyla, varlığımızı değerler üstü değerlere yükseltecek üst üste süreçlerden (vetîre) geçip kendi mahiyetimize münasip bir şekil almaya, ruhumuzun ufkuna ulaşmaya veya özümüzle bütünleşmeye daha ciddî gayretler gösterelim. <br />
<br />
Evet sular, ummandan, mini mini nem parçacıkları halinde ayrılır; enerjilerini kullana kullana, mahiyetlerinin müsaadesi çerçevesinde zıtlıkları aşar, "çiy noktası"na ulaşır.. birbiriyle bütünleşir ve ayrı bir mahiyet alırlar; ardından da bin bir tarraka ve ışık oyunları içinde yeniden baş aşağı toprağın bağrına boşalır; arzın derinliklerinde rezervi azalan veya tamamen biten havuzları doldurur; kuruyup ciğeri yanmış ovanın-obanın imdadına koşar; bağların-bahçelerin yüzünü güldürür ve geçtiği her yerde yolunu gözleyenlere tebessümle mukabelede bulunurlar. Her şeyle ve herkesle sarmaş-dolaş olur, hemen bütün muhtaçları şefkatle kucaklar ve hiçbir ayırım gözetmeden hemen hepsinin hararetini giderirler. Sonra da, yeniden, derin bir birleşme tutkusu ve kendi havuzuna ulaşma sevdasıyla, çaylar-ırmaklar oluşturarak yürürler değişik çağıltı mûsıkileriyle göllere-deryalara.. her zaman bir gözü atmosferin derinliklerinde, diğeri arzın enginliklerinde, bitmeyen bir aşk u şevkle döner dururlar yer-gök arasında.. hem de edip eylediklerini başa kakmadan, kimseyi mahrum bırakmadan, herkesi, her şeyi, her yeri sevindirir ve bütün muhtaçların yüzlerini güldürürler; güldürür, insaf ve insaniyetimize tembihlerde bulunarak, bizi iradelerimizin hakkını vermeye çağırırlar. <br />
<br />
Aslında, canlı-cansız ekosistemin bütün unsurları birbirleriyle el ele, omuz omuza öyle bir birlik içindedir ki, dahası olamaz: Evet, en küçük ve önemsiz görünen yaratıklardan en dev ve cesametli varlıklara kadar her şey ve her nesne, bir vücudun uzuvları gibi belli bir plân çerçevesinde, hep birbirinin imdadına koşmakta, birbirine yardım ellerini uzatmakta hatta çok defa hayatlarını hep başkalarını yaşatmaya bağlı sürdürüp tam bir dayanışma ve yardımlaşma örneği sergilemektedirler: Güneş, o dev cesameti ve o her şeyi kucaklayan sımsıcak atmosferiyle, tıpkı şefkatli bir anne gibi, tesir alanına giren hemen herkesi ve her şeyi sıyânet kanatları altına almakta, hiçbirini mahrum etmeden hemen hepsini görüp gözetmekte ve vâridâtını onların başlarına boşaltarak türlü türlü ışık-renk oyunlarıyla her zaman emre âmâde olduğunu haykırmaktadır. Toprak, su, hava ve bunları teşkil eden daha küçük elementler, apaçık birer hizmetkâr gibi, bizim ve daha başkalarının imdadına koşmakta, yaşamamıza, varlığımızı sürdürmemize kol-kanat germektedirler. Bağlar-bahçeler, bağlarda-bahçelerde meyveler-sebzeler, semavî sofralar şeklinde önümüze konup-kalkmakta ve bize ziyafetlerin en nefislerini sunmaktadırlar; sunmakta ve kâinatta cârî umumî ahenk adına ruhlarımıza teâvün ve tesânüt duyguları fısıldayarak gönüllerimizi yüksek insanî değerlere uyarmaktadırlar. <br />
<br />
Öyleyse gelin, bütün varlık ve eşya, varlık ve eşyanın arkasındaki ruhânîler ve melekler gibi biz de, el ele, gönül gönüle birbirimizi candan kucaklayalım ve iradelerimizin hakkını eda etme azmiyle, içimizdeki kin, nefret, ihtiras, düşmanlık, şehvet.. gibi hayvanî hisleri söküp atarak, ruhânîlerin o tertemiz havasına dem tutmaya çalışalım.. kalbî ve ruhî hayat ufkuna otağlar kurarak hak yakınlığına açık duralım.. ve içlerimize akan arz u semanın güzelliklerinden, lâhut âleminin o el değmemiş güllerinden, çiçeklerinden hazırladığımız buketlerle sevgiye ve güzelliğe aç gönüllere bayram şölenleri yaşatalım.. <br />
<br />
Gelin, cismâniyet ve nefsânîliğin o boğan, bunaltan dar mahbesinden sıyrılarak, biraz da ruhların ferah-feza ikliminde kanat çırpıp pervaz etmeyi deneyelim: Sürekli Allah için işleyip Allah için başlayalım.. Allah için görüşüp Allah için konuşalım.. ve O'nun hoşnutluğuna götürmeyen her davranıştan da uzak durarak, ömürlerimizi bütün bütün O'nu memnun etmeye adayalım: Ellerimizi-ayaklarımızı, gözlerimizi-kulaklarımızı, dillerimizi-dudaklarımızı O'nun istediklerine bağlayarak, her hamle ve her hareketimizde O'nun sadık bendeleri olduğumuzu haykıralım.. ömrümüz oldukça hep hak aşkı, insanlık sevgisiyle oturup kalkalım.. dünyadan göçüp gideceğimiz zaman da birer aşk ve muhabbet şehidi gibi, ruhânîlerin uçuşup durduğu âleme gidiyor olma şuuruyla ayrı bir aşkınlık neş'esi ortaya koyalım... <br />
<br />
Gelin, bütün benliğimizle Hakk'a yönelip Hak'ta buluşalım.. böyle bir nokta itibarıyla unutulacak şeyleri bütünüyle gönüllerimizden çıkarıp atalım ve tutulup korunması gereken değerleri de birer göz nuru gibi canlarımızdan daha aziz bilerek, sînelerimizin nefse ve şeytana kapalı en mahrem yerlerinde sımsıkı korumaya alalım; ulaşmasın, ulaşamasın ona hiçbir hain düşünce ve zalim el, ilişemesin hiçbir menfur emel. <br />
<br />
Gelin, vicdanlarımızın Hakk'a ulaşma heyecanını bir iman derinliği, bir "şeb-i arûs" neşvesi gibi duyup, bu neşveyi sînelerimizin en yüksek tepelerinden bir ezan edasıyla haykırarak, bin bir yabancı gürültüyle sağırlaşmış bütün kulaklara yepyeni bir ezel bestesi duyuralım; duyurup bütün gönülleri coşturalım. Bir yandan çehrelerimizin kirlerini gözyaşlarıyla giderirken, diğer yandan da sînelerimizi en mahrem duyguların heyecanlarıyla coşturabildiğimiz kadar coşturup bütün samimiyetimizle; "Dil bir beyt-i Hudâ ise, temizledik onu mâsivâ kirlerinden; ey can, doğ artık ruhlarımıza ve bize yalnız olmadığımızı duyur; duyur ve gurbetlerin en acısıyla kıvranıp duran gönüllerimizi mârifetinle doyur." diyerek varlığımızı bir kere daha cihanlara haykıralım. <br />
<br />
Gelin ne olur.! Öyle bir canı kucaklayalım ki, kucaklamaya ve beraberliğe değsin ve neticede asla pişmanlık duyulmasın. Bence, fânilik kirlerinden arınmanın ve ömür boyu melekler gibi tertemiz yaşamanın yolu da bu olsa gerek.. gelin hep bu yolda olalım ve yok olup gitmekten kurtulalım. Zaten, yazda doğup kışta ölenlere, baharda hazan endişesiyle tir tir titreyenlere gönül vermeye de değmez ya... <br />
<br />
Gelin, bütün insanlar karşısında, tıpkı meyveli ağaçlar gibi olalım; olalım ve semtimize sokulanları, gölgeden daha başka şeylerle de mükâfatlandırarak, bütün vâridâtımızla onların başlarına boşalıp duralım ve tabiî kendimiz de her zaman toprakla sarmaş-dolaş kalalım... <br />
<br />
Gelin, güç, kuvvet, servet, hakimiyet ve daha değişik imkânlar gibi, bir kısım zahirî fâikiyet unsurlarını, Hakk'a karşı birer medyûniyet, tevazu ve mahviyet vesilesi sayarak, Allah'ın ihsan ettiği bütün bu mazhariyetleri, O'na bağlı görme idrak ve şuuruyla ölçüp, biçip, değerlendirip onları gönüllerimizde iki büklüm olma duygusuna çevirelim; çevirip bütün tavır ve davranışlarımızı Hak karşısında rükû ve secde hâliyle, insanlar karşısında da saygı ve muhabbetle bezeyelim</span>[/i]</div></span>M.F.G]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Müddessir 6]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=177</link>
			<pubDate>Thu, 07 Jan 2010 17:36:35 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=177</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img src="http://i1001.hizliresim.com/2010/1/7/3262.jpg" border="0" alt="[Resim: 3262.jpg&#93;" /><br />
<br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-size: large;"><br />
İyiliği,daha fazlasını bekleyerek<br />
<br />
(bir kazanç elde etmek için)<br />
<br />
yapma.<br />
 <br />
<br />
Müddesir, 6</div></span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img src="http://i1001.hizliresim.com/2010/1/7/3262.jpg" border="0" alt="[Resim: 3262.jpg]" /><br />
<br />
<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-size: large;"><br />
İyiliği,daha fazlasını bekleyerek<br />
<br />
(bir kazanç elde etmek için)<br />
<br />
yapma.<br />
 <br />
<br />
Müddesir, 6</div></span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bayanlar İçin Camîi]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=176</link>
			<pubDate>Tue, 05 Jan 2010 17:43:16 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=176</guid>
			<description><![CDATA[Ben şahsen, bayanlar için bu konuda çok tedirginim.. <br />
Allah razı olsun kadınlarımızdan, her türlü zorluğa rağmen, erkeklerden daha fazla bir iştiyâkla kılıyorlar namazlarını gördüğüme göre.. Camilerde sadece küçük bir bölüm var onlar için, o da bazı camilerde bulunmuyor; sonra abdest almaları başka bir zorluk..<br />
Bayanlarımız için bir camîi olsa, gerçekten harika olur.. Hatta böyle erkek bölümü olsun küçücük bir köşede.. Erkekler de o camide namaz kılmak istediklerinde, tuvalette abdest almak zorunda kalsalar, biraz zorluk yaşasalar hiç de fena olmaz gibime geliyor.. <img src="http://www.iyilikler.net/images/smilies/shy.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Shy" title="Shy" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ben şahsen, bayanlar için bu konuda çok tedirginim.. <br />
Allah razı olsun kadınlarımızdan, her türlü zorluğa rağmen, erkeklerden daha fazla bir iştiyâkla kılıyorlar namazlarını gördüğüme göre.. Camilerde sadece küçük bir bölüm var onlar için, o da bazı camilerde bulunmuyor; sonra abdest almaları başka bir zorluk..<br />
Bayanlarımız için bir camîi olsa, gerçekten harika olur.. Hatta böyle erkek bölümü olsun küçücük bir köşede.. Erkekler de o camide namaz kılmak istediklerinde, tuvalette abdest almak zorunda kalsalar, biraz zorluk yaşasalar hiç de fena olmaz gibime geliyor.. <img src="http://www.iyilikler.net/images/smilies/shy.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Shy" title="Shy" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gözyaşları]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=175</link>
			<pubDate>Mon, 04 Jan 2010 16:53:44 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=175</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-size: large;"><span style="color: #000000;"><br />
hakk rahmetinin insan gözünde damla damla olmasıdır gözyaşları. <br />
<br />
Dilin, duygunun ve gönlün el ele, yüz yüze birleştiği, iç içe girdiği ânın çiçekleşmesi üzerinde jâledir gözyaşları... <br />
<br />
Cennet hûrilerinin kulaklarındaki küpeler, göz damlalarının yanında toprak kadar aşağı ve değersiz kalır..! <br />
<br />
Heybet, korku, saygı ve sevgi gibi insanı duygulandıran, gönül tasını yakan ve kalpten sefil arzuları sıyırıp atan, ulvî hislerin çepeçevre ruhu sardığı ânın beyânıdır gözyaşları...<br />
<br />
Bulut bulut yükselip, Hakk rahmetinin eteklerinde dudak gezdiren, bu fani âlemin bekâya mazhar pırlantalarıdır gözyaşları... <br />
<br />
Bu tuzak ülkesinde, böylesine pervaz edişlerle arşiyeler yapıp, nazlı nazlı lâhut âleminin kapısını çalmak başka hangi fâniye müyesser olmuştur..? <br />
<br />
Eserinde esrarını izlemek; buldukça aramaya istek kazanmak ve Yunus diliyle 'Deryada mâhî ile sahrada âhû ile' O'nu 'anmak', inlemek... Her yerde O'nun haberini sormak ve sonra çözülen her düğüm karşısında buzlar gibi erimek... Sel olup çağlamak, başını taştan taşa vurup ağlamak... Tıpkı Yunus gibi, Celâleddin-i Rumî gibi. Devrin 'Büyük dertlisi' gibi yanmak, kavrulmak... Hangi saadet bundan daha tatlı, hangi haz bundan daha içten olabilir? <br />
<br />
Annenin ağlaması içten içedir; riyâsız, âri ve durudur. Onun her iniltisinde binlerce ney feryadı gizlidir. Yavru da ağlar. Hem de dünyaya gelir gelmez... İyi güne ereceğine, saadet göreceğine, yahut başına geleceklere, ihmâl edilişine belki de atalarının günahına ve çevresinin körlüğüne... <br />
<br />
Ak alınlı, ak duvaklı geline, ananın en kıymetli hediyesi ayrılık gözyaşlarıdır. İnce gelin, hayatının sonuna kadar, o saflardan saf, inci danesi gözyaşlarını unutamaz. Onları unuttuğu gün, anayı da unutur, atayı da... <br />
<br />
Bir düşünün, gözü dolu bulut ana, üzerimize ağlamasa, nice olur hâlimiz? Ya o da denizler gibi cimri olsaydı; güneş vurmadan incelmese, buharlaşmasa ve yukarı uçmasaydı! Ya o, öyle mi? Yaz demez, kış demez; bahar demez, güz demez daima ağlar... <br />
<br />
Nebîsinin diliyle Hakk; millet haysiyetini, memleket namusunu görüp gözeten göze denk tutar ağlayan gözü. Zaten 'Ağlamayan gözden sana sığınırım' dememiş miydi..? Tıpkı şeytanın hilelerinden, hasis duyguların ezip geçmesinden Allah'a sığındığı gibi... <br />
<br />
Ermişin nazarında gözyaşları, cennet pınarlarından daha değerlidir. Zira o damlalar, 'tamu'yu söndürecek bir iksir sayılır Rahmet-i Sonsuz'un katında... <br />
<br />
Hakk'ın sâfî Nebîsi Âdem (as), saadet kâsesini gözyaşları ile doldurup içmedi mi?.. <br />
<br />
Dertli Nebî tûfan Peygamberi (as) o katrelerle âlemi sele vermedi mi? Yaradılış esrarına ilk dokunan Mevlâ'nın Halîl'i 'Hasbî, Hasbî' diyerek gözyaşlarıyla ateşi 'berd ü selâm' [1&#93; etmedi mi? <br />
<br />
O incelerden ince, Hakk esrarının merkezleştiği, Faraklit müjdecisi Ruhullah'ın hâli hep ağlamak değil miydi? <br />
<br />
Mâsum Resûl Dâvut'un (as) ağlamalı feryadı değil miydi ki, insan derûnunda lâhûtî âhenk ve sızlanışın adı olan Zebur'u tilâvet ederken, en ince gönül telleri üzerinde yüzlerce mızrabın âhı duyulurdu... <br />
<br />
Ve, son durakta, en doğru yolun başında, büyük muammanın Keşşâf'ı, yaradılışın Özü aziz Ruh, kördüğümü çözer gibi bu esrarı gözyaşlarıyla çözmedi mi? Tâ ana kucağında bin niyaz ile: 'Ümmetim, Ümmetim...' dediği andan, ba'sü badelmevt'e [2&#93; ve ötesine kadar hep aynı şey için inlemedi mi? <br />
<br />
Şâir İkbal, bir yüksek toplulukta, ruhların huzurunda, Nebîler Sultanı'na: 'En muteber hediye' deyip, bir bardak şehit kanı takdim etmişti. Ben gökler ötesi o âlî meclise çağrılsaydım, günahına ağlamış kimselerin gözyaşlarını alır götürürdüm. <br />
<br />
'Ağla ey gözlerim, gülmesem ayruk,<br />
Dost iline varup, gelmesem ayruk.' <br />
<br />
Kavuşmak için ağlamak ve kavuşmuş olmaktan ötürü ağlamak... <br />
<br />
Bu ağlayış, bir yetimin, bir ümitsizin ağlayışı da değil... Bu ağlayış tam bilemeden, öze eremeden veya visâlin neşesinden, huzurun heybetinden doğup gelen bir ağlayıştır. Sonunda rahmetin tebessümü olduğu için de, tatlıdır. Ve yine bu ağlayış, bulup bildiğini buldurma ve bildirme yolunda olduğu için de hüsransızdır. <br />
<br />
'Sular gibi çağlasan, Eyyûb gibi ağlasan,<br />
Ciğergâhı dağlasan ahvalini sormaz mı?' <br />
<br />
Anadolu insanı bu manâda ağladı. Kurduğu umranların çamurunu hep böyle gözyaşlarıyla yoğurdu. <br />
<br />
Gözyaşları ruh inceliğinin şâhitleridir. İnce insan, yüzünü gözyaşları ile yıkayan insandır. İçi sızlamayanlar, kirpiği ıslanmayanlar kem talih hoyratlardır. Bu incelik bir havârî inceliği de değildir. Şecaat ve cesaret arz edeceği yerde, o birden bire tunçlaşır, demirleşir; aşılmaz ve bükülmez hâle gelir. İşte o en büyük devlet adamı Ömer, Peygamber hâlesinde en büyük devlet adamı... Şiddeti, öfkesi ve nefretiyle beraber, bir kalbi kırığın yanında, bir 'yerdeki yüz' karşısında çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlar ve etrafını da ağlatırdı. <br />
<br />
O manzumede daha niceleri vardır ki, haykırışı arslanın ödünü koparmış, ormanı velveleye vermiş; harp meydanlarında bir haykırışla bin hânümânı harap etmiştir. Fakat, Hakk'ın huzurunda, muhasebe ânında öylesine incelerden ince bir hâl almıştır ki, ancak Cennet hûrîleri o kadar incelikten haberdar olabilirdi. <br />
<br />
Uzun senelerden beri ne kadar hasretiz gözyaşlarına..! Onu, bu memleketin taşına, toprağına, evine, mâbedine sormalı. Sormalı şu dağlara, taşlara ve üzerinde uçuşan kuşlara... Ve bütün bir mâziye sormalı, bağrına kaç damla gözyaşı düştüğünü. Sonra mabetlerdeki sütunlara, geniş kubbelere ve çevredeki cidarlara da sormalı, ne zamandan beri hıçkırığa hasret olduklarını. Seccadelere de sormalı, kaç defa gözyaşlarıyla ıslandıklarını. Bu kadar içten uzaklaşılan, bu kadar gönüle yad kalınan ikinci bir devir gösterilebilir mi...? <br />
<br />
Şimdi sizler, ey bütün bir tarih boyunca ağlamayı unutmuşlar! Gamsızlar, dertsizler ve ağlanacak hâllerine gülenler! Gelin; şu çıkmazın başında durup asırlık gamsızlığımıza bir son vererek beraber ağlayalım! Cehaletimize ağlayalım! Kaybettiğimiz şeylerden habersizliğimize ağlayalım! Kusurdan bir heykel hâline gelmiş mahiyetimize, duygularımızın dumura uğrayışına ve hoyratlaşan gönlümüze ağlayalım! Bu vaziyette öleceğimize, öldüğümüz gibi dirileceğimize, tasmalı ve prangalı büyük imtihanda, en büyük merasimde fevç fevç geçecek olan mâzinin şanlıları arasında yer bulamayacağımıza ağlayalım! Daldan kopan bir meyve gibi, yalnız düşüşümüze, ayaklar altında ezilişimize, rahmetten cüdâ kalışımıza ağlayalım..! <br />
<br />
Yukarılara doğru güvercinler gibi kanat çırpalım ve çok yükseklerde öyle bir 'ÂH' edelim ki, ünümüz, gözyaşlarından meydana gelen bulutları harekete getirsin. Sonra ateşimizi söndürecek o damlalar, yağmurlar gibi başımızdan aşağıya insin ve ateşimizi söndürsün! Kin ve nefret ateşini. Bütün dünya ve ukbâ ateşini... <br />
<br />
Allah'ım! Sen'den diliyor ve dileniyoruz: Gözlerimize yaş ver ve bizi ağlat! Merhamet etmen için. Sen'den uzak kalış hasretini duyamayışımıza ağlat! Gönlün şâk şâk oluşuna, ağyar ateşine yanışına, öyle ağlat ki, sîneler kebâp olsun; ondan bir bir feryat çıksın, meleği ve feleği velveleye versin. <br />
<br />
Beni de ağlat; gece kadar karanlık ruhuma şefkat et de ağlat! Ağlamalarıma dahi ağlamam lâzım geldiği için ağlat! Bükülmüş şu kaddime, solgun ve ölgün rengime, burulmuş boynuma ve kırık kalbime merhamet et de ağlat! Şu en sâkin anda, sızlanışlara cevap verdiğin dakikalarda, kapkara gönlümle değil, senden başkasına secde etmeyen başımla sana dönüyor, titreyen dudaklarımla ağlatmanı diliyorum. <br />
<br />
Heyhât ki 'merhamet merhamet' diyeceğim an, bir hâil gibi günahlarım karşıma dikiliyor ve içimde yığın yığın burkuntu meydana getiriyor. Allah'ım! Benim uzaklığım itibariyle değil, Sen'in yakınlığın hürmetine kalbime rikkat ver ve öyle ağlat ki, kendimi kaybedeyim, yolunda ar ve haysiyetten geçeyim, tâ 'Bu delidir' desinler... <br />
<br />
'Gidip boynumda zincir ile ol Ravza-ı Pâk'a, o denlü ağlayayım ben ki, görenler hep beni dîvâne sansın.' <br />
<br />
Ola ki, düşen damlalardan bir tanesi aşkına düşmüş olur; işte o, benim için ummanlara bedeldir. Şehit kanı kadar aziz gözyaşları içinde nefesim kesilirken varlık sırrını bana duyur! Şu kararsız gönlümü doyur! Hicabımdan yüzümü saklamaya çalışayım. Habibine görünmek istemeyeyim. Pişdarım ve âli Rehberimden kaçayım. Sonra bir âli dîvân kurulsun. Ben zülüfleri dağınık, hıçkırıkları gırtlağında düğümlenmiş, yüzü karaların uğramadığı o dîvâna çağrılayım 'Lâ tüâhiznâ' kalkanıyla huzura varayım. Kirlerime göz yumup, 'Bu da bizdendi' desinler; dilenciye bir mülk bağışlasınlar! Çöl yolcusunu sevindirip bir bulut ve bir meltemle imdadıma yetişsinler! Sevincimden orada yığılıp kalayım! Gözyaşlarım içinde boğulayım...! <br />
<br />
</span></span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-size: large;"><span style="color: #000000;"><br />
hakk rahmetinin insan gözünde damla damla olmasıdır gözyaşları. <br />
<br />
Dilin, duygunun ve gönlün el ele, yüz yüze birleştiği, iç içe girdiği ânın çiçekleşmesi üzerinde jâledir gözyaşları... <br />
<br />
Cennet hûrilerinin kulaklarındaki küpeler, göz damlalarının yanında toprak kadar aşağı ve değersiz kalır..! <br />
<br />
Heybet, korku, saygı ve sevgi gibi insanı duygulandıran, gönül tasını yakan ve kalpten sefil arzuları sıyırıp atan, ulvî hislerin çepeçevre ruhu sardığı ânın beyânıdır gözyaşları...<br />
<br />
Bulut bulut yükselip, Hakk rahmetinin eteklerinde dudak gezdiren, bu fani âlemin bekâya mazhar pırlantalarıdır gözyaşları... <br />
<br />
Bu tuzak ülkesinde, böylesine pervaz edişlerle arşiyeler yapıp, nazlı nazlı lâhut âleminin kapısını çalmak başka hangi fâniye müyesser olmuştur..? <br />
<br />
Eserinde esrarını izlemek; buldukça aramaya istek kazanmak ve Yunus diliyle 'Deryada mâhî ile sahrada âhû ile' O'nu 'anmak', inlemek... Her yerde O'nun haberini sormak ve sonra çözülen her düğüm karşısında buzlar gibi erimek... Sel olup çağlamak, başını taştan taşa vurup ağlamak... Tıpkı Yunus gibi, Celâleddin-i Rumî gibi. Devrin 'Büyük dertlisi' gibi yanmak, kavrulmak... Hangi saadet bundan daha tatlı, hangi haz bundan daha içten olabilir? <br />
<br />
Annenin ağlaması içten içedir; riyâsız, âri ve durudur. Onun her iniltisinde binlerce ney feryadı gizlidir. Yavru da ağlar. Hem de dünyaya gelir gelmez... İyi güne ereceğine, saadet göreceğine, yahut başına geleceklere, ihmâl edilişine belki de atalarının günahına ve çevresinin körlüğüne... <br />
<br />
Ak alınlı, ak duvaklı geline, ananın en kıymetli hediyesi ayrılık gözyaşlarıdır. İnce gelin, hayatının sonuna kadar, o saflardan saf, inci danesi gözyaşlarını unutamaz. Onları unuttuğu gün, anayı da unutur, atayı da... <br />
<br />
Bir düşünün, gözü dolu bulut ana, üzerimize ağlamasa, nice olur hâlimiz? Ya o da denizler gibi cimri olsaydı; güneş vurmadan incelmese, buharlaşmasa ve yukarı uçmasaydı! Ya o, öyle mi? Yaz demez, kış demez; bahar demez, güz demez daima ağlar... <br />
<br />
Nebîsinin diliyle Hakk; millet haysiyetini, memleket namusunu görüp gözeten göze denk tutar ağlayan gözü. Zaten 'Ağlamayan gözden sana sığınırım' dememiş miydi..? Tıpkı şeytanın hilelerinden, hasis duyguların ezip geçmesinden Allah'a sığındığı gibi... <br />
<br />
Ermişin nazarında gözyaşları, cennet pınarlarından daha değerlidir. Zira o damlalar, 'tamu'yu söndürecek bir iksir sayılır Rahmet-i Sonsuz'un katında... <br />
<br />
Hakk'ın sâfî Nebîsi Âdem (as), saadet kâsesini gözyaşları ile doldurup içmedi mi?.. <br />
<br />
Dertli Nebî tûfan Peygamberi (as) o katrelerle âlemi sele vermedi mi? Yaradılış esrarına ilk dokunan Mevlâ'nın Halîl'i 'Hasbî, Hasbî' diyerek gözyaşlarıyla ateşi 'berd ü selâm' [1] etmedi mi? <br />
<br />
O incelerden ince, Hakk esrarının merkezleştiği, Faraklit müjdecisi Ruhullah'ın hâli hep ağlamak değil miydi? <br />
<br />
Mâsum Resûl Dâvut'un (as) ağlamalı feryadı değil miydi ki, insan derûnunda lâhûtî âhenk ve sızlanışın adı olan Zebur'u tilâvet ederken, en ince gönül telleri üzerinde yüzlerce mızrabın âhı duyulurdu... <br />
<br />
Ve, son durakta, en doğru yolun başında, büyük muammanın Keşşâf'ı, yaradılışın Özü aziz Ruh, kördüğümü çözer gibi bu esrarı gözyaşlarıyla çözmedi mi? Tâ ana kucağında bin niyaz ile: 'Ümmetim, Ümmetim...' dediği andan, ba'sü badelmevt'e [2] ve ötesine kadar hep aynı şey için inlemedi mi? <br />
<br />
Şâir İkbal, bir yüksek toplulukta, ruhların huzurunda, Nebîler Sultanı'na: 'En muteber hediye' deyip, bir bardak şehit kanı takdim etmişti. Ben gökler ötesi o âlî meclise çağrılsaydım, günahına ağlamış kimselerin gözyaşlarını alır götürürdüm. <br />
<br />
'Ağla ey gözlerim, gülmesem ayruk,<br />
Dost iline varup, gelmesem ayruk.' <br />
<br />
Kavuşmak için ağlamak ve kavuşmuş olmaktan ötürü ağlamak... <br />
<br />
Bu ağlayış, bir yetimin, bir ümitsizin ağlayışı da değil... Bu ağlayış tam bilemeden, öze eremeden veya visâlin neşesinden, huzurun heybetinden doğup gelen bir ağlayıştır. Sonunda rahmetin tebessümü olduğu için de, tatlıdır. Ve yine bu ağlayış, bulup bildiğini buldurma ve bildirme yolunda olduğu için de hüsransızdır. <br />
<br />
'Sular gibi çağlasan, Eyyûb gibi ağlasan,<br />
Ciğergâhı dağlasan ahvalini sormaz mı?' <br />
<br />
Anadolu insanı bu manâda ağladı. Kurduğu umranların çamurunu hep böyle gözyaşlarıyla yoğurdu. <br />
<br />
Gözyaşları ruh inceliğinin şâhitleridir. İnce insan, yüzünü gözyaşları ile yıkayan insandır. İçi sızlamayanlar, kirpiği ıslanmayanlar kem talih hoyratlardır. Bu incelik bir havârî inceliği de değildir. Şecaat ve cesaret arz edeceği yerde, o birden bire tunçlaşır, demirleşir; aşılmaz ve bükülmez hâle gelir. İşte o en büyük devlet adamı Ömer, Peygamber hâlesinde en büyük devlet adamı... Şiddeti, öfkesi ve nefretiyle beraber, bir kalbi kırığın yanında, bir 'yerdeki yüz' karşısında çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlar ve etrafını da ağlatırdı. <br />
<br />
O manzumede daha niceleri vardır ki, haykırışı arslanın ödünü koparmış, ormanı velveleye vermiş; harp meydanlarında bir haykırışla bin hânümânı harap etmiştir. Fakat, Hakk'ın huzurunda, muhasebe ânında öylesine incelerden ince bir hâl almıştır ki, ancak Cennet hûrîleri o kadar incelikten haberdar olabilirdi. <br />
<br />
Uzun senelerden beri ne kadar hasretiz gözyaşlarına..! Onu, bu memleketin taşına, toprağına, evine, mâbedine sormalı. Sormalı şu dağlara, taşlara ve üzerinde uçuşan kuşlara... Ve bütün bir mâziye sormalı, bağrına kaç damla gözyaşı düştüğünü. Sonra mabetlerdeki sütunlara, geniş kubbelere ve çevredeki cidarlara da sormalı, ne zamandan beri hıçkırığa hasret olduklarını. Seccadelere de sormalı, kaç defa gözyaşlarıyla ıslandıklarını. Bu kadar içten uzaklaşılan, bu kadar gönüle yad kalınan ikinci bir devir gösterilebilir mi...? <br />
<br />
Şimdi sizler, ey bütün bir tarih boyunca ağlamayı unutmuşlar! Gamsızlar, dertsizler ve ağlanacak hâllerine gülenler! Gelin; şu çıkmazın başında durup asırlık gamsızlığımıza bir son vererek beraber ağlayalım! Cehaletimize ağlayalım! Kaybettiğimiz şeylerden habersizliğimize ağlayalım! Kusurdan bir heykel hâline gelmiş mahiyetimize, duygularımızın dumura uğrayışına ve hoyratlaşan gönlümüze ağlayalım! Bu vaziyette öleceğimize, öldüğümüz gibi dirileceğimize, tasmalı ve prangalı büyük imtihanda, en büyük merasimde fevç fevç geçecek olan mâzinin şanlıları arasında yer bulamayacağımıza ağlayalım! Daldan kopan bir meyve gibi, yalnız düşüşümüze, ayaklar altında ezilişimize, rahmetten cüdâ kalışımıza ağlayalım..! <br />
<br />
Yukarılara doğru güvercinler gibi kanat çırpalım ve çok yükseklerde öyle bir 'ÂH' edelim ki, ünümüz, gözyaşlarından meydana gelen bulutları harekete getirsin. Sonra ateşimizi söndürecek o damlalar, yağmurlar gibi başımızdan aşağıya insin ve ateşimizi söndürsün! Kin ve nefret ateşini. Bütün dünya ve ukbâ ateşini... <br />
<br />
Allah'ım! Sen'den diliyor ve dileniyoruz: Gözlerimize yaş ver ve bizi ağlat! Merhamet etmen için. Sen'den uzak kalış hasretini duyamayışımıza ağlat! Gönlün şâk şâk oluşuna, ağyar ateşine yanışına, öyle ağlat ki, sîneler kebâp olsun; ondan bir bir feryat çıksın, meleği ve feleği velveleye versin. <br />
<br />
Beni de ağlat; gece kadar karanlık ruhuma şefkat et de ağlat! Ağlamalarıma dahi ağlamam lâzım geldiği için ağlat! Bükülmüş şu kaddime, solgun ve ölgün rengime, burulmuş boynuma ve kırık kalbime merhamet et de ağlat! Şu en sâkin anda, sızlanışlara cevap verdiğin dakikalarda, kapkara gönlümle değil, senden başkasına secde etmeyen başımla sana dönüyor, titreyen dudaklarımla ağlatmanı diliyorum. <br />
<br />
Heyhât ki 'merhamet merhamet' diyeceğim an, bir hâil gibi günahlarım karşıma dikiliyor ve içimde yığın yığın burkuntu meydana getiriyor. Allah'ım! Benim uzaklığım itibariyle değil, Sen'in yakınlığın hürmetine kalbime rikkat ver ve öyle ağlat ki, kendimi kaybedeyim, yolunda ar ve haysiyetten geçeyim, tâ 'Bu delidir' desinler... <br />
<br />
'Gidip boynumda zincir ile ol Ravza-ı Pâk'a, o denlü ağlayayım ben ki, görenler hep beni dîvâne sansın.' <br />
<br />
Ola ki, düşen damlalardan bir tanesi aşkına düşmüş olur; işte o, benim için ummanlara bedeldir. Şehit kanı kadar aziz gözyaşları içinde nefesim kesilirken varlık sırrını bana duyur! Şu kararsız gönlümü doyur! Hicabımdan yüzümü saklamaya çalışayım. Habibine görünmek istemeyeyim. Pişdarım ve âli Rehberimden kaçayım. Sonra bir âli dîvân kurulsun. Ben zülüfleri dağınık, hıçkırıkları gırtlağında düğümlenmiş, yüzü karaların uğramadığı o dîvâna çağrılayım 'Lâ tüâhiznâ' kalkanıyla huzura varayım. Kirlerime göz yumup, 'Bu da bizdendi' desinler; dilenciye bir mülk bağışlasınlar! Çöl yolcusunu sevindirip bir bulut ve bir meltemle imdadıma yetişsinler! Sevincimden orada yığılıp kalayım! Gözyaşlarım içinde boğulayım...! <br />
<br />
</span></span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["Sevgi Kelebekleri'ne Kanat Olmak"]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=174</link>
			<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 04:57:12 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=174</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;"><br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;"><br />
<br />
Sevgi kelebeklerinin kanatlarının daha hızlı ve istekli çarpması için;<br />
<br />
Onların yanında olmak yeniden doğmak istiyorum..<br />
<br />
<br />
Bir yetim evinden bahsediyorum. Zilinde ve kapısında "Sevgi Kelebekleri" yazıyor. Onları yaklaşık bir ay önce tanıdım. Her birinin kanadı kırık, bir yanı eksik.<br />
<br />
İçeri girer girmez ışıldayan gözlerine yansıyan hüzün karşıladı beni. O kadar içim acıdı ki. Hangi birini okşasam, hangisini sevsem bilemedim. İlgi ve sevgi bekledikleri o kadar belliydi ki.<br />
<br />
En küçüğüne ilişti gözüm. Anne değilim ama bir anne şefkati ile bağrıma basmak, koklamak, tüm yalnızlığını almak istedim.<br />
<br />
Bir kaç saat vakit geçirdik, hasbi hal ettik.<br />
Kara gözlerinde ki sımsıcak gülümsemeler engelliyordu her kalkma isteğimi.<br />
<br />
Acılarını dindirebilmek, gözlerindeki hüznü kaldırabilmek ne kadar mümkün olur bilmiyorum ama onların eksik yanlarında olmak istiyorum. <br />
<br />
Sevgi Kelebekleri'ne kanat olmak istiyorum.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 </span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;"><br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;"><br />
<br />
Sevgi kelebeklerinin kanatlarının daha hızlı ve istekli çarpması için;<br />
<br />
Onların yanında olmak yeniden doğmak istiyorum..<br />
<br />
<br />
Bir yetim evinden bahsediyorum. Zilinde ve kapısında "Sevgi Kelebekleri" yazıyor. Onları yaklaşık bir ay önce tanıdım. Her birinin kanadı kırık, bir yanı eksik.<br />
<br />
İçeri girer girmez ışıldayan gözlerine yansıyan hüzün karşıladı beni. O kadar içim acıdı ki. Hangi birini okşasam, hangisini sevsem bilemedim. İlgi ve sevgi bekledikleri o kadar belliydi ki.<br />
<br />
En küçüğüne ilişti gözüm. Anne değilim ama bir anne şefkati ile bağrıma basmak, koklamak, tüm yalnızlığını almak istedim.<br />
<br />
Bir kaç saat vakit geçirdik, hasbi hal ettik.<br />
Kara gözlerinde ki sımsıcak gülümsemeler engelliyordu her kalkma isteğimi.<br />
<br />
Acılarını dindirebilmek, gözlerindeki hüznü kaldırabilmek ne kadar mümkün olur bilmiyorum ama onların eksik yanlarında olmak istiyorum. <br />
<br />
Sevgi Kelebekleri'ne kanat olmak istiyorum.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
 </span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["İyiliği Emretmek"]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=173</link>
			<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 09:32:05 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=173</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-style: italic;"><div style="text-align: center;"><span style="color: #FF0000;">Musa (a.s)şöyle der:<br />
          "Ya Rabbi!Kardeşini çağırıp ona iyiliği emredip kötülükten men eden bir kişinin alacağı karşılık nedir?"Yüce Allah buyurur:<br />
           "Onun her kelimesine bir yıllık ibadet yazarım ve ateşimle ona azap etmekten haya edrim!"<br />
           Allah'u Teala Kuran-ı Kerim'de şöyle buyurur:<br />
     "Siz, insanlar için ortaya çıkrılmış en hayırlı ümmetsiniz,iyiliği emredr,kötülüğe engel olur ve Allah'a inanırsınız."(Al-i İmran, 110)<br />
     Cenab-ı Hak, Ümmet-i Muhammed'i insanların en hayırlısı kılmıştır.Çünkü onlar iyiliği emredr,kötülüğe engel olurlar.İnsanların İslam'a girmesi için Allah'u Teala'nın yolunda savaşırlar ve başkalarına yararlı olurlar.Peygamber Efendimiz(s.a.v) şöyle buyurur:<br />
      "İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.İnsanların en kötüsüde insanlara zarar verendir!"(Hadis-i Şerif)<br />
           Yüce Allah Kuran-ı Kerim'de buyurur ki:<br />
      "Bir de iyilik ve takva (yasaklardan sakınma)üzerine yardımlaşın;günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın! Allah'tan korkun, çünkü Allah'ın cezası çetindir! (Maide,2)<br />
       İyilik ve takvada yardımcı olmanın en güzel örneğini sahabeler, alimler ve Allah dostları göstermişlerdir.Onlar insanlara kucak açtıkları için iman ve islam ilerlemiş, bu günlere kadar gelmiştir...</span></div></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-style: italic;"><div style="text-align: center;"><span style="color: #FF0000;">Musa (a.s)şöyle der:<br />
          "Ya Rabbi!Kardeşini çağırıp ona iyiliği emredip kötülükten men eden bir kişinin alacağı karşılık nedir?"Yüce Allah buyurur:<br />
           "Onun her kelimesine bir yıllık ibadet yazarım ve ateşimle ona azap etmekten haya edrim!"<br />
           Allah'u Teala Kuran-ı Kerim'de şöyle buyurur:<br />
     "Siz, insanlar için ortaya çıkrılmış en hayırlı ümmetsiniz,iyiliği emredr,kötülüğe engel olur ve Allah'a inanırsınız."(Al-i İmran, 110)<br />
     Cenab-ı Hak, Ümmet-i Muhammed'i insanların en hayırlısı kılmıştır.Çünkü onlar iyiliği emredr,kötülüğe engel olurlar.İnsanların İslam'a girmesi için Allah'u Teala'nın yolunda savaşırlar ve başkalarına yararlı olurlar.Peygamber Efendimiz(s.a.v) şöyle buyurur:<br />
      "İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.İnsanların en kötüsüde insanlara zarar verendir!"(Hadis-i Şerif)<br />
           Yüce Allah Kuran-ı Kerim'de buyurur ki:<br />
      "Bir de iyilik ve takva (yasaklardan sakınma)üzerine yardımlaşın;günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın! Allah'tan korkun, çünkü Allah'ın cezası çetindir! (Maide,2)<br />
       İyilik ve takvada yardımcı olmanın en güzel örneğini sahabeler, alimler ve Allah dostları göstermişlerdir.Onlar insanlara kucak açtıkları için iman ve islam ilerlemiş, bu günlere kadar gelmiştir...</span></div></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Her Halde İyiliği Emredin]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=172</link>
			<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 02:06:33 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=172</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #FF0000;"><span style="font-weight: bold;">Enes b. Malik (r.a) anlatır: "Biz Rasulullah'a (s.a.v)dedik ki;<br />
         <span style="font-style: italic;">"Ey Allah'ın Rasulü!Bütünüyle kendimiz yapmadıkça bir iyiliği emretmeyelim, yine bütünüyle kendimiz terk etmedikçe bir kötülüğe engel olmayalım mı?" Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:<br />
         "Hayır, öyle yapmayın!Kendiniz tamamını işlemeseniz bile iyiliği emredin, tamamından kaçınmasanız bile siz kötülüğe engel olmaya çalışın!" (Hadis-i Şerif)<br />
       Seleften biri oğluna şöyle tavsiyede bulunur; "Biriniz iyiliği emretmeye hazırlanınca,kendini sabırlı olmaya hazırlasın! Ve sevabını Allah'tan beklesin!Sevabı Allah'tan bekleyen kişi, maruz kalacağı sıkıntıların acısını hiç duymaz!"<br />
       "Kendi iyiliğini görmek ve amellere kibir ve gururlanmaya sebep olur.Yaratılmışlar arasındaki bütün manevi olgunluk,Allah'u Teala'nın kemalatının bir yansımasıdır.İnsanın bunun kendinden kaynaklandığını düşünmesi büyük bir kusur olur."<br />
        </span>"Olgun insan affetmeyi borç,iyilik etmeyi farz bilir.."[i&#93;Hz. Ebubekir (r.a)</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #FF0000;"><span style="font-weight: bold;">Enes b. Malik (r.a) anlatır: "Biz Rasulullah'a (s.a.v)dedik ki;<br />
         <span style="font-style: italic;">"Ey Allah'ın Rasulü!Bütünüyle kendimiz yapmadıkça bir iyiliği emretmeyelim, yine bütünüyle kendimiz terk etmedikçe bir kötülüğe engel olmayalım mı?" Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:<br />
         "Hayır, öyle yapmayın!Kendiniz tamamını işlemeseniz bile iyiliği emredin, tamamından kaçınmasanız bile siz kötülüğe engel olmaya çalışın!" (Hadis-i Şerif)<br />
       Seleften biri oğluna şöyle tavsiyede bulunur; "Biriniz iyiliği emretmeye hazırlanınca,kendini sabırlı olmaya hazırlasın! Ve sevabını Allah'tan beklesin!Sevabı Allah'tan bekleyen kişi, maruz kalacağı sıkıntıların acısını hiç duymaz!"<br />
       "Kendi iyiliğini görmek ve amellere kibir ve gururlanmaya sebep olur.Yaratılmışlar arasındaki bütün manevi olgunluk,Allah'u Teala'nın kemalatının bir yansımasıdır.İnsanın bunun kendinden kaynaklandığını düşünmesi büyük bir kusur olur."<br />
        </span>"Olgun insan affetmeyi borç,iyilik etmeyi farz bilir.."[i]Hz. Ebubekir (r.a)</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["Merhamet Edene"]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=171</link>
			<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 01:32:41 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=171</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #FF0000;"><span style="font-weight: bold;">        Rasulullah (s.a.v) anlatır:<br />
    <span style="font-style: italic;">"Adamın biri yolculuk yaptığı esnada aşırı derecede susar.Bir kuyu bulur ve içine inerek bolca su içip susuzluğunu giderir.Yukarı çıkınca,kuyunun başında susuzluktan dili dışarı sarmış bir köpeğin bulunduğunu görür.Onu gören adam "şu köpek de tıpkı benim biraz önce susadığım gibi susamış" der ve tekrar kuyuya iner.Ayakkabısını su ile doldurup, ağzıyla tutarak yukarı çıkarır ve köpeği sular.Onun bu davranışında  yüce Allah razı olur ve o kişinin bütün günahlarını bağışlar.<br />
           Sahabeler sorarlar:<br />
     "Hayvanlara yaptığımız iyilik karşısında  da bizim için sevap varmıdır?"<br />
Efendimiz (s.a.v) buyurur:<br />
     "Can taşıyan her mahluka yaptığınız iyilik için size mükafat vardır." (Hadis-i Şerif)</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #FF0000;"><span style="font-weight: bold;">        Rasulullah (s.a.v) anlatır:<br />
    <span style="font-style: italic;">"Adamın biri yolculuk yaptığı esnada aşırı derecede susar.Bir kuyu bulur ve içine inerek bolca su içip susuzluğunu giderir.Yukarı çıkınca,kuyunun başında susuzluktan dili dışarı sarmış bir köpeğin bulunduğunu görür.Onu gören adam "şu köpek de tıpkı benim biraz önce susadığım gibi susamış" der ve tekrar kuyuya iner.Ayakkabısını su ile doldurup, ağzıyla tutarak yukarı çıkarır ve köpeği sular.Onun bu davranışında  yüce Allah razı olur ve o kişinin bütün günahlarını bağışlar.<br />
           Sahabeler sorarlar:<br />
     "Hayvanlara yaptığımız iyilik karşısında  da bizim için sevap varmıdır?"<br />
Efendimiz (s.a.v) buyurur:<br />
     "Can taşıyan her mahluka yaptığınız iyilik için size mükafat vardır." (Hadis-i Şerif)</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İyiyi Ağırla,Kötüyü Uğurla]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=170</link>
			<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 01:01:08 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=170</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #FF0000;"><span style="font-style: italic;">Kalbimizde birçok fısıltı dolaşır.Kalp bunlara ev sahipliği yapar.Bu durumda ev sahibine düşen;iyileri ağırlayıp kötüleri uğurlamaktır.<br />
        Hz. Peygamber(s.a.v)buyurmuşturki;<br />
    "Şeytan da melek de insanoğlununa sokularak onun kalbine birtakım şeyler atarlar.Şeytanın işikötülüğe çağırmak,sonu fena ve zararlı olan şeylere teşvik etmek ve hakkı yalanlamak,haktan uzaklaştırmaktır.Meleklerin işi,hayra çağırmak ve hakkı doğrulamaktır.<br />
      Kim içinde hakka,hayra,iyiliğe çağıran bir ses duyarsa, bilsinki bu Allah'tandır ve hemen Allah'u Tealaya hamd etsin.Kimde içinde şer ve inkara çağıran bir fısıltı duyarsa ondan uzaklaşsın ve hemen şeytandan Allah'a sığınsın."(Hadis-i Şerif)</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #FF0000;"><span style="font-style: italic;">Kalbimizde birçok fısıltı dolaşır.Kalp bunlara ev sahipliği yapar.Bu durumda ev sahibine düşen;iyileri ağırlayıp kötüleri uğurlamaktır.<br />
        Hz. Peygamber(s.a.v)buyurmuşturki;<br />
    "Şeytan da melek de insanoğlununa sokularak onun kalbine birtakım şeyler atarlar.Şeytanın işikötülüğe çağırmak,sonu fena ve zararlı olan şeylere teşvik etmek ve hakkı yalanlamak,haktan uzaklaştırmaktır.Meleklerin işi,hayra çağırmak ve hakkı doğrulamaktır.<br />
      Kim içinde hakka,hayra,iyiliğe çağıran bir ses duyarsa, bilsinki bu Allah'tandır ve hemen Allah'u Tealaya hamd etsin.Kimde içinde şer ve inkara çağıran bir fısıltı duyarsa ondan uzaklaşsın ve hemen şeytandan Allah'a sığınsın."(Hadis-i Şerif)</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Izdıraplı Sineler]]></title>
			<link>http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=169</link>
			<pubDate>Thu, 24 Dec 2009 21:17:55 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.iyilikler.net/showthread.php?tid=169</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: large;"><span style="color: #000000;">Bazen mahzun bir kalbin ağlamasıyla Allah bütün bir âleme merhamet buyurur.” deniliyor. Bugün itibariyle vicdanlarımızda yeterli manada ızdırap duyamıyor ve dertlenemiyoruz. Yeterince dertlenemememiz ve hissedemememizin sebepleri neler olabilir? Dualarımızın makbuliyeti için bu hali nasıl kazanabiliriz?<br />
<br />
-İnsanın tabiatında, içinde bulunduğu ortama insibağı vardır. Fenalıkların olduğu, insanların günlerini gün etme peşinde koştuğu, cemaatin mabede girişiyle çıkışı arasında farkın bulunmadığı bir toplumun da insanın üzerinde çok ciddi bir etkisi olur. İşte böyle bir toplum insibağı dolayısıyla, fertler her şeyi ona göre görmeye, duymaya başlar ve kişi durması gereken yerin çok gerisinde bulunduğunun farkına bile varamaz. <br />
<br />
-Izdırap çok önemli bir ilham kaynağıdır. Kişiye dertlenilen mevzuda çok değişik, alternatif çıkış yöntemleri ilham eder. <br />
<br />
-Izdırar hali, sürpriz hallerdir; hayat normal devam ederken birdenbire fevkalade bir inhiraf, düşüş yaşandığında, “Esbab bilkülliye sukut ettiğinde, nur-u tevhid içinde sırr-ı ehadiyet zuhur eder.”  Hazreti Yunus’un kıssası... “Lâ ilâhe illâ ente subhaneke innî küntü minezzalimîn” duası... <br />
<br />
-İslam dünyası şu an Hazreti Yunus’un balığın karnındaki halinden daha beter bir halde, ama farkında değil. <br />
<br />
-Izdırap hem bir ilham kaynağı hem de ibadet gibidir. İslam dünyasının hal-i hazırdaki durumunu görüp ızdırap duymak, insana, ibadet gibi sevap kazandırır. Fakat, ye’se düşmemek, Cenab-ı Hakk’ın kaderini tenkid etmemek, olan şeyleri istihkakımıza vermek, “Allah insanlara zulmetmez, insanlar bir mazlumiyete maruz kalmışlarsa kendileri kendilerine etmişlerdir.” (Yunus, 10/44) diyebilmek şartıyla...<br />
<br />
-İslam’ın mahiyet-i nefsu’l-emriyesini görmek, dünyayı doğru okumak, Asr-ı saadetle irtibatı korumak, seleflerimizin bize yaşattıkları gül devrini günümüzle mukayese etmek ve böylece onun ızdırabını biraz içte yaşamak, bunlar Cenab-ı Hakk’a önemli teveccüh sayılır ve o ızdırap, içinde bulunulan bu meş’um durumdan sıyrılma adına alternatif çıkış yolları gösterir. Ama kişinin durağanlığı içinde o şeyler hiç ilham vesilesi olmaz, hiç alternatif yollar keşfedilemez. <br />
<br />
-Bizim insanımıza lutfedilen şeyler, hiç kimsenin yüksek fetanetinden kaynaklanmış şeyler değildir; Cenab-ı Hakk’ın sevk ve inayetiyledir. Fakat bu inayet-i ilahiyeyi çok iyi değerlendirmek lazım.<br />
<br />
-Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Eğer bildiğimi bilseydiniz, çok ağlar, az gülerdiniz” buyuruyor ya, benim de babam, annem, nenem, dedem, olsa eşim, olsa çocuklarım hepsi bir anda ölseler, İslam’ın kaderi adına yarım günlük ızdırabıma muadil gelmez. Ama “Dertliyim diyorsan derdinden âh eyleme, âh edip ağyârı âhından âgâh eyleme.” <br />
<br />
-Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Allah’ın Efendimiz’e “Neredeyse kendini öldüreceksin” buyurmasındaki sebep neydi? Bediüzzaman Hazretleri’ne “Keşke bunun bin misli derde maruz kalsaydım da âlem-i İslam’ın bu haline şahit olmasaydım”, “Cehennemin alevleri içinde yansaydım da milletimin imanını selamette görseydim” dedirten neydi? <br />
<br />
-İnsanların cehenneme koşuşunu, Cennet’ten kaçışını görüp de ızdırap duymamak, insanlık adına kayıp sayılır. Fakat her insan da aynı ölçüde vicdan enginliğiyle meseleyi göremeyebilir, aynı zamanda herkese her meseleyi anlatmak da doğru olmayabilir, kuvve-yi maneviye kırılabilir, ye’se düşülebilir. <br />
<br />
-Dert bir azap, derdi duymak ayrı bir azap, o derdi duymayanları görmek ayrı bir azap, alakasızlığı görmek ayrı bir azap, azap azap azap...<br />
<br />
-Hüznü’n-Nebi.. Efendimiz’in kalbinde hep bir hüzün vardı, ümmet-i Muhammed’in dertleriyle muzdarip, inanmasını istediği insanların inanmamasından dolayı muzdarip, bazı insanların dûnhimmetliklerinden dolayı muzdarip... Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) murad-ı ilahiye göre beklenen şeylerin tahakkuk etmemesi karşısında sürekli bir hüzün yaşıyordu. <br />
<br />
-Sevr mağarasında (Pây-i taht-ı Nebevi) düşmanlar, mağaranın kapısına geldiklerinde, Hazreti Ebu Bekir, Efendimiz aleyhissalatu vesselam için endişe duyduğunda, Peygamber Efendimiz Allah’a olan itimadı sayesinde “Lâ tahzen, innallahe me’anâ - Tasalanma dostum, Allah bizimle beraberdir” diyor, sekine iniyor orada. Sekine; en can hıraş, en ümit şiken, ümidini alıp götürecek hadiseler karşısında bile çok rahat olmak, en olumsuz durumu bile şeker-şerbet gibi hissetmek.<br />
<br />
-Beyzavi tefsirinde, Hazreti Musa’nın Firavun ve ordusu tarafından takip ediliken nehrin kenarına vardığındaki sözüyle, Peygamber Efendimiz’in Sevr otağındayken düşmanların mağara girişine kadar geldiklerindeki tavrının kıyaslanması...<br />
<br />
-Efendimiz’in mütemadi hüznü ayrıdır, tehlikeli durumlarda Allah’a güvenip tasalanmaması ayrıdır. )</span></span></span><br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: large;"><span style="color: #000000;">Bazen mahzun bir kalbin ağlamasıyla Allah bütün bir âleme merhamet buyurur.” deniliyor. Bugün itibariyle vicdanlarımızda yeterli manada ızdırap duyamıyor ve dertlenemiyoruz. Yeterince dertlenemememiz ve hissedemememizin sebepleri neler olabilir? Dualarımızın makbuliyeti için bu hali nasıl kazanabiliriz?<br />
<br />
-İnsanın tabiatında, içinde bulunduğu ortama insibağı vardır. Fenalıkların olduğu, insanların günlerini gün etme peşinde koştuğu, cemaatin mabede girişiyle çıkışı arasında farkın bulunmadığı bir toplumun da insanın üzerinde çok ciddi bir etkisi olur. İşte böyle bir toplum insibağı dolayısıyla, fertler her şeyi ona göre görmeye, duymaya başlar ve kişi durması gereken yerin çok gerisinde bulunduğunun farkına bile varamaz. <br />
<br />
-Izdırap çok önemli bir ilham kaynağıdır. Kişiye dertlenilen mevzuda çok değişik, alternatif çıkış yöntemleri ilham eder. <br />
<br />
-Izdırar hali, sürpriz hallerdir; hayat normal devam ederken birdenbire fevkalade bir inhiraf, düşüş yaşandığında, “Esbab bilkülliye sukut ettiğinde, nur-u tevhid içinde sırr-ı ehadiyet zuhur eder.”  Hazreti Yunus’un kıssası... “Lâ ilâhe illâ ente subhaneke innî küntü minezzalimîn” duası... <br />
<br />
-İslam dünyası şu an Hazreti Yunus’un balığın karnındaki halinden daha beter bir halde, ama farkında değil. <br />
<br />
-Izdırap hem bir ilham kaynağı hem de ibadet gibidir. İslam dünyasının hal-i hazırdaki durumunu görüp ızdırap duymak, insana, ibadet gibi sevap kazandırır. Fakat, ye’se düşmemek, Cenab-ı Hakk’ın kaderini tenkid etmemek, olan şeyleri istihkakımıza vermek, “Allah insanlara zulmetmez, insanlar bir mazlumiyete maruz kalmışlarsa kendileri kendilerine etmişlerdir.” (Yunus, 10/44) diyebilmek şartıyla...<br />
<br />
-İslam’ın mahiyet-i nefsu’l-emriyesini görmek, dünyayı doğru okumak, Asr-ı saadetle irtibatı korumak, seleflerimizin bize yaşattıkları gül devrini günümüzle mukayese etmek ve böylece onun ızdırabını biraz içte yaşamak, bunlar Cenab-ı Hakk’a önemli teveccüh sayılır ve o ızdırap, içinde bulunulan bu meş’um durumdan sıyrılma adına alternatif çıkış yolları gösterir. Ama kişinin durağanlığı içinde o şeyler hiç ilham vesilesi olmaz, hiç alternatif yollar keşfedilemez. <br />
<br />
-Bizim insanımıza lutfedilen şeyler, hiç kimsenin yüksek fetanetinden kaynaklanmış şeyler değildir; Cenab-ı Hakk’ın sevk ve inayetiyledir. Fakat bu inayet-i ilahiyeyi çok iyi değerlendirmek lazım.<br />
<br />
-Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Eğer bildiğimi bilseydiniz, çok ağlar, az gülerdiniz” buyuruyor ya, benim de babam, annem, nenem, dedem, olsa eşim, olsa çocuklarım hepsi bir anda ölseler, İslam’ın kaderi adına yarım günlük ızdırabıma muadil gelmez. Ama “Dertliyim diyorsan derdinden âh eyleme, âh edip ağyârı âhından âgâh eyleme.” <br />
<br />
-Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Allah’ın Efendimiz’e “Neredeyse kendini öldüreceksin” buyurmasındaki sebep neydi? Bediüzzaman Hazretleri’ne “Keşke bunun bin misli derde maruz kalsaydım da âlem-i İslam’ın bu haline şahit olmasaydım”, “Cehennemin alevleri içinde yansaydım da milletimin imanını selamette görseydim” dedirten neydi? <br />
<br />
-İnsanların cehenneme koşuşunu, Cennet’ten kaçışını görüp de ızdırap duymamak, insanlık adına kayıp sayılır. Fakat her insan da aynı ölçüde vicdan enginliğiyle meseleyi göremeyebilir, aynı zamanda herkese her meseleyi anlatmak da doğru olmayabilir, kuvve-yi maneviye kırılabilir, ye’se düşülebilir. <br />
<br />
-Dert bir azap, derdi duymak ayrı bir azap, o derdi duymayanları görmek ayrı bir azap, alakasızlığı görmek ayrı bir azap, azap azap azap...<br />
<br />
-Hüznü’n-Nebi.. Efendimiz’in kalbinde hep bir hüzün vardı, ümmet-i Muhammed’in dertleriyle muzdarip, inanmasını istediği insanların inanmamasından dolayı muzdarip, bazı insanların dûnhimmetliklerinden dolayı muzdarip... Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) murad-ı ilahiye göre beklenen şeylerin tahakkuk etmemesi karşısında sürekli bir hüzün yaşıyordu. <br />
<br />
-Sevr mağarasında (Pây-i taht-ı Nebevi) düşmanlar, mağaranın kapısına geldiklerinde, Hazreti Ebu Bekir, Efendimiz aleyhissalatu vesselam için endişe duyduğunda, Peygamber Efendimiz Allah’a olan itimadı sayesinde “Lâ tahzen, innallahe me’anâ - Tasalanma dostum, Allah bizimle beraberdir” diyor, sekine iniyor orada. Sekine; en can hıraş, en ümit şiken, ümidini alıp götürecek hadiseler karşısında bile çok rahat olmak, en olumsuz durumu bile şeker-şerbet gibi hissetmek.<br />
<br />
-Beyzavi tefsirinde, Hazreti Musa’nın Firavun ve ordusu tarafından takip ediliken nehrin kenarına vardığındaki sözüyle, Peygamber Efendimiz’in Sevr otağındayken düşmanların mağara girişine kadar geldiklerindeki tavrının kıyaslanması...<br />
<br />
-Efendimiz’in mütemadi hüznü ayrıdır, tehlikeli durumlarda Allah’a güvenip tasalanmaması ayrıdır. )</span></span></span><br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>